bütün ülkelerin işçileri birleşin

Haberler

30.07.2010 22:48

Referandum, Gençlik, İşçi sınıfı ve UDC

  Referandum, Gençlik, İşçi sınıfı ve UDC                   Burjuvazinin politik sözcüsü AKP iktidarının aracılığıyla işçi sınıfının, emekçilerin, gençliğin, Kürt halkının ve tüm demokrasi güçlerinin çıkarları ve geleceği...
09.05.2010 13:19

sayı.4

SİP-T'K'P KÖŞEYE SIKIŞTI Savaş Yolu dergimiz yayına başladığından bu yana, her sayısında SİP'in sahte T'K'P'sinin iç yüzünü sergileyegelmiştir. 15-16 Haziran 2003 tarihli sayımızda da aynı konuyu işleyen "SİP-T'K'P'den Neden Ayrıldım?" başlıklı ve Binali Demir imzalı yazı yayınlanmıştır....
09.05.2010 13:17

sayı.3

Merhaba Hepimizin bildiği gibi en önemli gelişme, ABD'nin Irak'a saldırısı oldu. ABD'nin kendi rolünün de şaibeli olduğu (emperyalizmin son saldırıları ve iddiaları bu şaibeliliği daha da artırmıştır) 11 Eylül saldırılarının ardından dünyanın yeni bir sürece girdiği artık tartışmaya yer...
09.05.2010 13:24

Sayı.7

Bayrağı Yeniden yükseklere Taşımak Mustafa Suphi yoldaşın, yıllar önceki “imanımız ve nizamımız ile savaşıyoruz” sözü TKP’nin yıllardan bu yana sürdürdüğü onurlu kavgasının kısa bir özetidir. “İnançla ve disiplinle çalışmak!” Partimizi nice badirelerden, zor ve sıkıntılı yıllardan alnının...
30.06.2010 21:06

İGD

    İGD Genel Başkanı Serbest...
27.06.2010 00:27

Siyah Beyaz Obama

                                      SİYAH, BEYAZ, (KARMA) BARACK HÜSEYİN OBAMA   ABD emperyalizmi kuruluşundan bu yana...
29.07.2010 23:00

Provokasyonlara geçit vermemek için:

  Provokasyonlara geçit vermemek için: Kürt kimliği tanınmalıdır!..     Referandum ‘maratonunun başlamasıyla birlikte ırkçı söylemler ve provokasyonlar arttı. Önce Bursa’nın İnegöl ilçesinde ardında da Hatay’ın Dörtyol ilçesinde Kürt insanlarına yönelik saldırı ve provokasyonlar...
26.05.2010 23:43

Genel Grevle Direnerek yarınlara yürümek

Genel Grevle Direnerek, Yarınlara Yürümek!.. İş güvencesi, asgari ücret, işsizlik fonu, sağlıkta katkı payı, kıdem tazminatı gibi yaşamsal taleplerle dört emek konfederasyonu; KESK, DİSK, Türk-İş, Kamu-Sen tarafından ortaklaşa karar altına alınan Genel Grev, Türk-İş ve Kamu-Sen’in geri adım...
09.05.2010 13:21

Sayı.5

73 Atılımı’nın mayası ve döl yatağı iddiası: (Nabi) 73 Atılımı’nı 60 sonrası TİP’e, TİP’ten kopuşlara bağlıyorsun ve bunun 73 Atılımı’nın “mayası”, “döl yatağı” olduğunu söylüyorsun. Bu doğru değildir ve gerçekleri yansıtmıyor. Zira TKP’nin mayası Marksizm-Leninizm’dir ve onun Sovyetler...
09.05.2010 13:23

Sayı.6

Savaş Yolu, Bilen yoldaşın yalnız bir kitabının adı değil, O’nun son nefesine kadar savunduğu Suphiler’in ilkeli savaşının yoludur. TKP’nin adını zorla alan, yokluğun tozu dumanı içinde TKP’cilik yapan, onun politikasına çamur atan, Demir’i Saydan’ı ve Bilen’i birbirine karşı koyan ve onlara...
27.06.2010 00:16

İş, Barış, Özgürlük

   İş, Barış, Özgürlük              Sermaye sınıfının politik sözcüsü AKP iktidarı, ülkemizin sorunları karşısında izlediği, yanlış, dar ve taraflı politikadan dolayı iyice köşeye sıkışarak “çark” etmeye başladı. Emekçi kesimlere ve Kürt...
20.07.2010 22:13

Katledilişinin 30. yılında Kemal Türkler’i anıyoruz

         Katledilişinin 30. yılında Kemal Türkler’i anıyoruz     DİSK’in kurucusu, genel başkanı ve T. Maden-İş Sendikası genel başkanı, işçi sınıfının büyük önderi Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de emperyalizm yanlısı, NATO’cu ve Amerikancı Süleyman Demirel...
02.06.2010 23:07

Anıyoruz

        Orhan Kemal ve Nazım Hikmet’i Anıyor     Orhan Kemal, hikaye, roman, oyun yazarı. Bir çok gazete ve dergilerde çalışarak ürünler verdi.15 Eylül 1914’te Adana, Ceyhan’da doğdu. İşçilik, dokumacılık, katiplik ve ambar memurluğu yaptı. Komünizm propagandası...
13.06.2010 20:07

15–16 Haziran: Büyük İşçi Direnişi

  15–16 Haziran: Büyük İşçi Direnişi        1970 de hazırlanan yeni bir tasarıyla Çalışma Mevzuatı ve Sendikalar Yasasında işçilerin aleyhine değişiklikler getiriyordu. Tasarıda, işçilerin istedikleri sendikaya serbestçe üye olmalarını, beğenmedikleri sendikadan...
09.05.2010 11:55

Websitesi açıldı

Yeni websitemiz bugün açıldı. Ziyaretçilerinize neden yeni bir sunumla karşılarına çıktığınızı ve nasıl fayda sağlayacağınızı bildirin. Amaçlarınızı ve projenizin avantajlarından bahsedin. Ziyaretçilerinize sizin sayfalarınıza geri dönmeleri için kısaca nedenler sunun.
09.05.2010 11:56

Ziyaretçi haberleri

Ziyaretçilerinizin webstenizdeki yeni haberleriniz ve olaylarınız hakkında mümkün olabildiğince fazla bilgilenmesini sağlayın. Websitenizi güncel tutun ki ziyaretçileriniz sayfanızı düzenli olarak ziyaret etsinler. RSS bildirimleri kullanarak okuyucularınızın doğrudan yeni makaleleri almasını...
09.05.2010 13:14

Sayı-2

BÜYÜK EKIM DEVRİMİ'NİN 85. YILINDA TKP'NİN SAVAŞ YOLUNDA BİRLEŞELİM   Tahir Silahtaroğlu Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana on yılı aşkın zaman geçti. Kapitalist batının propagandistleri yüz binlerce insana bu duvarın adını yıllar boyunca utanç duvarı olarak belletmeyi...
04.06.2010 23:12

İGD YÖNETİCİLERİ SERBEST BIRAKILMADI!..

  İGD YÖNETİCİLERİ SERBEST BIRAKILMADI!..               03 Haziran 2010 , İstanbu-Beşiktaş 9. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan duruşma sonucunda İGD üyesi Barış Kaygın serbest bırakılırken, İGD genel başkanı Zafer Kaygın ve genel sekreter Gökhan...
 

DÜNYA BARIŞ GÜNÜ

 

 


img377/2492/48633683fy1.gif1 Eylül 1939’de Alman faşizminin Polonya’ya saldırmasıyla başlayan II. Dünya Savaşı, 6 yıl sürerek 15 Ağustos 1945’de bitti. Savaşın bilançosu, dünya halkları için çok ağır ve korkunç oldu: 73 milyon ölü.
Almanya’da faşist Adolf Hitler’in kurduğu Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP)’nin sosyal demagoji ve şantaj yaparak, şiddet kullanarak, terör estirerek ve tekelci sermayeden büyük mali destek alarak iktidara geldi. Milliyetçilik kisvesi altında ve Yahudi düşmanlığı yaparak iktidara gelen faşizm, milliyetçilerin dışında bütün siyasi düşünceleri yasakladı. ilkin komünistlere saldırdı, ardından da sosyal demokratlara ve diğer kesimlere.
Hitler, kendi faşist kişiliğine ve düşüncesine sadık (taraftarlarına NAZİ deniliyordu) bir çete partisi kurmuştu. Adolf Hitler, Hermann Göring, Joseph Goebbels, Heincrih Himler, Franz von Papen bu faşist örgütün elebaşlılarıydı. Nazizm, kurduğu GESTAPO, SS ve SA örgütleriyle halka karşı acımasızca terör estirerek katliam ve provakasyonlar yaptı.
İlk başta Hitler’e karşı cephe alarak savaşmayan, onun barındırdığı korkunç tehlikeyi görmeyen halk yığınlarının çoğunluğu, Hitler iktidara yönelince bin pişman oldular ancak iş işten geçmişti.
Almanların Polonya’yı işgalinde bir rahibin söylediği şu sözler bu durumu yalın biçimde ortaya koymaktadır.
“…önce gelip komünistleri aldılar. Ses çıkarmadık. Sonra gelip sosyalistleri aldılar yine ses çıkarmadık. Sonra gelip sosyal demokratları aldılar yine ses çıkarmadık. En son beni almaya geldiler. Ses çıkaracak kimse kalmamıştı.”

Sovyetler Birliği’nin iç bölgelerine kadar giren Nazi Almanyası, Sovyet halkının büyük yurtseverlik ruhuyla savaşması sonucu, yenilmeye başladı.

II. Dünya Savaşı’nda en büyük kaybı, 20 milyondan fazla insanın ölümüyle Sovyet halkı verdi. Sovyetler Birliği, büyük maddi yıkıma uğradı.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra da Soğuk Savaş dönemi başladı. NATO kuruldu. Sovyetler Birliği’ne ve kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı hareketlerine karşı ‘antikomünizm’ kampanyaları yürütüldü.

Faşizm, kapitalist sistemin ürünüdür. Almanya’da Adolf Hitler, İtalya’da Benito Musollini, İspanya’da Francisco Franco ülkelerini faşist diktatörlükler tarafından yönettiler. Yunanistan Albaylar Cuntasının darbesiyle 1967-1974 yılları arasında, Şili halkı da 11 Eylül 1973’de sosyalist başkan Salvador Allende’yi devirerek iktidara gelen Pinochet

Rejimiyle faşizmi yaşadı. Faşist ve totaliter rejimler, son yıllarda en çok

Latin Güney Amerika ülkeleri ve Afrika kıtası başta olmak üzere Amerikan emperyalizmine bağımlı az gelişmiş ülkelerde kendini göstermektedir. ABD haber alma örgütü olan CIA ve kapitalist ülkelerin askeri örgütü NATO, askeri darbelerin yapılmasında ve faşizmin uygulanmasında başat rol oynamaktadırlar.

Türkiye ise 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle faşist bir rejimin içine girdi. Aradan 30 yıl gibi uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen, faşizmin artıklarından  kurtulamamış bulunmaktadır. Binlerce faili meçhul cinayet, katliam, işkence ve yolsuzlukların soruşturularak aydınlığa kavuşturulması için ‘ADALET ve GERÇEKLERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU’ hala kurulamamıştır.

Türkiye halkı, 12 Eylül faşist darbesiyle hesaplaşarak sorumlularını cezalandırmalıdır. DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İÇİN DEMOKRATİK BİR ANAYASA hazırlanarak yaşama geçirilmelidir. Bu durumda ancak barışçıl bir ortama kurulabilir. Hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla bireyler özgürlüğe kavuşur.

Nazi Almanya’sının Polonya’ya saldırmasıyla başlayan 1939’un 1 Eylül günü, dünya halkları tarafından “DÜNYA BARIŞ GÜNÜ” olarak kabul edildi. Dünya halkları, 1 Eylül’de bir kere daha savaşları lanetleyerek, savaşın, açlığın, yoksulluğun, ayrımcılığın ve baskının olmadı bir dünya özlemiyle

çeşitli etkinlikler düzenleyerek seslerini yükselteceklerdir.

Türkiye halkı ve ilerici gençliği ise, Bölgede çatışmaların durdurulması, Kürt kimliğinin tanınması, referandum dayatmalarını yırtarak BOYKOT’a vereceği destek ile DÜNYA BARIŞ GÜNÜ’ne katkıda bulunabilir.

İLERİCİ GENÇLER DERNEĞİ

              

 

 

 

 

 

  

Emek savaşına adanmış bir kişilik: Mehmet BOZ

 

 

     

 

Tekelci sermayenin sesi Sabah gazetesinin yalan ve safsatalarıyla ünlü yazarı Engin Ardıç, 23 Ağustos 2010 tarihli yazısında  “… gizli TKP üyesi, sıkı komünist. Boz Mehmet aynı zamanda bir fabrikatördü. İzmir’de fabrikası vardı.” diye yazarak sahibine olan sadıklığını ve yardakçılığını bir kere daha tescil ettirdi.

Yaşamını işçi sınıfının savaşımına adayan, geçimini alnının teriyle sağlayan büyük komünist Mehmet Boz, 16 yıl burjuvazinin zindanlarında yattı. Defalarca gözaltına alınarak kendisine işkence yapıldı.

Mehmet Boz’un ateşli bir komünist olduğunu dünya âlem bilmektedir. Fakat ‘fabrikatör’ olduğunu bilen, gören, iddia eden kimse yoktur. Sahibinin önüne attığı yağlı kemikleri yalayan emek düşmanı, Amerikan emperyalizminin ülkemizdeki işbirlikçilerinin maşası nam-ı anlı şanlı Engin Ardıç’tan başka.

Yurdunu seven, emekten yana olan herkes yılmayan büyük komünist, örnek insan Mehmet Boz’un yaşamı ve savaşımıyla onur duymaktadır. Ölüm yıldönümünde O’nu  yoldaşları ve dostları bir kere daha mezarı başında ve yüreklerinde andılar. Anısını yaşatma kararlılığını gösterdiler.

 

İLERİCİ GENÇLER DERNEĞİ

 

 

 
 SEVGİLİ DOSTLAR, YOLDAŞLAR, TEK BİR TKP VARDIR ODA 10 EYLÜL 1920 DE MUSTAFA SUPHİ ÖNCÜLÜĞÜNDA BAKÜDE KURULMUŞTUR BAYRAĞIDA ORAK ÇEKİÇTİR.
 
img377/2492/48633683fy1.gif

  

ÇIKARKEN

 
 

 

 

 
  

Devrimci demokrat Rus aydını Radişçev, Çarlık yıllarında Rusya toprakları içine yaptığı seyahati anlatırken şöyle diyordu : “İnsanlığın halini gördüm, ruhum karardı.” 21. yüzyıl dünyası insanlığın ihtiyaçlarını karşılayabilecek vasıtalara öncellerinden çok daha fazla sahip olmasına karşın Radişçev’in sözlerinin bugün de fazlasıyla geçerli olduğundan ve kardeş Yunanistan Komünist Partisi’nin şu saptamasının yerindeliğinden kim kuşku duyabilir: “Tarihin hiçbir döneminde kendisine bugünkü kadar mutluluk ve özgürlük sağlayabilecek kaynaklara sahip olmayan insanlık, buna rağmen yine de sömürü ve sefalet içinde esaret altındadır.”
SAVAŞ YOLU  bu sömürü, sefalet ve esaret zincirlerini yetmiş yılı aşkın bir süre dünyanın üçte birinden fazlasında parçalamış ve dünyanın geri kalanında da bu mücadelenin en yılmaz, en cesur ve atılgan savaşçısı olmuş devrimci geleneğin ülkemiz topraklarında yeniden yükselen sesidir.
Alev, Aydınlık, Bolşevik, Komünist, Orak-Çekiç, Kurtuluş, Birleş, Irgat, Ekmek, Kızıl İstanbul, Kızıl İzmir, Kızıl Samsun, Kızıl Eskişehir, Madenci, Kazmacı, Atılım, Ürün, Savaş Yolu, Yeni Çağ ve diğerleri…
Büyük Ekim Sosyalist Devriminin ve ulusal kurtuluş savaşının ateşleri içinde,  10 Eylül 1920’de işçi sınıfının öncü partisi TKP’nin kurulmasından bu yana komünistlerin çıkardığı, kimi ağır illegalite koşullarında ancak bir kaç sayı varlığını sürdürebilen, kimi uzun yıllar yığınlara ideolojik-politik rehberlik eden onlarca yayın.
Ülkemiz topraklarında sahiplenicisi, mirasçısı veya parsa toplayıcısı değil bizzat kendisi olduğumuz bu geleneğin tarihinde utkular, başarılar, yiğitlikler olduğu kadar düzenli veya düzensiz geri çekilmeler, yenilgiler ve ihanetler de vardır. Buna rağmen bizim geleneğimiz geriye dönmeyi, ilham perisini geçmişin kahramanlık günlerinde aramayı, gâzilik anılarını pazarlayarak geçinen nostalji düşkünleri derecesine alçalmayı hiçbir zaman kabul etmemiştir. SAVAŞ YOLU, adını işte tam bu nedenle geçmişin atılım günlerini çağrıştıran öncelinden alıyor değil sadece. Bize yeniden SAVAŞ YOLU dedirten, işçi sınıfının ve bağlaşıklarının iktidarıyla taçlanacak savaşımın ideolojik, siyasi ve örgütsel zeminini bulacağı devrimci çizginin, tarzın ve mücadele anlayışının yeniden ifadesi olma iddiasıdır.
Amacımız, misyonumuz budur. Bir de amaç edinmediklerimiz, misyon olarak benimsemediklerimiz var. Ülkemizde 12 Eylül yenilgisinin ardından boy veren ve özellikle dünya sosyalist sisteminin çözülüşünün arkasından yaygınlık kazanan “teorisizm” hastalığına yeni bir yayıncık armağan etmeye hiç niyetimiz yok. Deklerasyonumuzda da belirttiğimiz gibi, Türkiye solunun bugüne dek işçi sınıfı bilimine önemli teorik katkılarda bulunmaktan ziyade bir takım yürüyüş ve savaşım tarzları yaratabildiğini düşünüyoruz. Ülkemizde devrimci dalganın geriye çekilmesi ve dünya çapında işçi sınıfının büyük mevziler yitirmesi, bu somut durumun Türkiye’de devrimci hareketin önünü tıkayan, yeni bir atılım yapmasını engelleyen tek veya en önemli kusur olduğu yanılsamasını yaratmış ve devrimci hareketin ana damarlarını oluşturan yapılarda su başlarını tutmuş likidatörler aracılığıyla yönlendirilen sağa kayış bu yanılsamayı beslemiştir.
Bu kusuru giderme iddiasıyla ortaya çıkan aydınlar ve çevrelerin başlangıçta ülkemiz devrimcilerinin belli bir ufuk genişliğine ve derinliğe ulaşmasına, kimi teorik tartışmalarla haşır neşir olmasına katkıda bulunduğu inkâr edilemez. Hatta bunlardan bazılarının etrafında, sağ oportünizmin yükselişine ve burjuvaziye biat politikalarına karşı tavır alan devrimci kadroların öbek öbek katılımıyla ciddi bir dinamizm de doğmuştur. Ancak bunların üstlendikleri misyonu yerine getirme irade ve kapasitesine sahip olmadıkları, kritik dönemeçlerde ise savaşım meydanını hızla terkederek, ‘büyük siyaset yapıyor olma’ izlenimi etrafında yarattıkları karizmanın etkisindeki az sayıda unsura ahkâm kesmekle yetindikleri kısa zamanda ortaya çıkmıştır. Diğer bazıları, bu kuramsal rönesans çabasını bir pratik kazanıma tahvil etme olanağını kısmen de olsa değerlendirebilmiş, yayımladıkları dergiler etrafında bir kadro yetiştirme faaliyetini hayata geçirebilmiş ve bu faaliyet üzerine etkili veya etkisiz örgütsel yapılar bina etme başarısını göstermişlerdir.
Bugün Türkiye solunun teorik donanımsızlığını kendine mesele edinen ve daha ‘yontulmuş’ ve ‘inceltilmiş’ kadrolar olmaksızın devrimci hareketin yükseliş kaydedemeyeceğini iddia eden teorisist çevreler, devrimci harekete meyleden yeni kuşakların enerjisini hızla yok eden, bunları işlevsizleştirerek en sonunda düzenin saflarına açılmadan iade eden statükoculuk odakları haline gelmiştir.
Aynı biçimde bir başka statükoculuk odağını, somut savaşım hedefleri ve ilkeleri belirsiz, örgütlenme konusunda neredeyse hiçbir çaba harcamayan, varlık zeminini bir diğer benzer grubun varlığına ve eleştirisine indirgemiş, ülkemiz ve dünya devrimci hareketi içindeki yerini sözgelimi “Komintern’in bilmem kaçıncı kongresinde alınan kararlara sahip çıkmak fakat sonraki kongrelerin meşruiyetini reddetmek” üzerinden tanımlayan, çoklukla bir veya birkaç ‘teorik liderin’ etrafına kümelenmiş grupçuklar oluşturmaktadır. Acıdır ki bunlardan kimilerinde muteber adam olmanın tek yolu aynı ailenin mensubu veya aile dostu olmaya indirgenmiştir.
Devrimci dalganın geri çekilme dönemlerinde yılgınlığın, saf değiştirmelerin, pasifizmin çoğalması olağan bir durumdur. Ayrıca dünya sosyalist sisteminin çözülmesi, dünya komünist hareketinin yediği bu büyük maddi ve moral darbe, çıkışsızlığı ve pratik hezimeti onyıllar öncesinden ortaya çıkmış sapık akımlara gün doğmasına vesile olmuştur. Ülkemizde de Troçkist, Anarşist vb. akımların zuhur etmesi tesadüf değildir.
Günümüzde de ülkemiz siyasetinin ana bileşenlerinden biri olarak varlığını sürdüren Kürt ulusal hareketi, dünya sosyalist sisteminin ulusal kurtuluş mücadelelerine sunduğu olanakların ve anti-emperyalist perspektifin ortadan kalkmasının ardından kademe kademe aslına rücû ederek, halen bünyesinde taşıdığı  geniş yoksul ve emekçi kitlelerin sunduğu potansiyele rağmen, esas olarak burjuva demokratik karakterde bir harekete dönüşmüştür. Yılgınlığın ve sağ oportünist likidasyonun ülkemiz devrimci hareketini ağır güçlüklerle karşı karşıya bıraktığı dönemlerde, kendi perspektifi doğrultusunda savaşımını sürdüren ve kimse tarafından inkâr edilemeyecek bir devrimci performans sergileyen devrimci demokrasi cephesinde de ne yazık ki azımsanmayacak bir başıbozukluk ve kadro niteliğinin düşmesi durumu süregitmektedir.
Yenilgi psikolojisinin doğal ürünü olarak ortaya çıkan “birlik” arayışlarının perdelediği likidasyon; geleneğimizin ardıcıl çabaları ve uluslararası konjonktürdeki değişimler sonucunda TCK’nın 141 ve 142. maddelerinin kaldırılmasının yarattığı uygun koşulları değerlendirerek bir legal particilik furyasına yolu açmış durumdadır. Öyle ki, bugün ÖDP başta olmak üzere çeşitli yapılardaki sağa kayış ve liberalleşmeye tavır alarak ayrışan çeşitli sosyalist kesimlerde bile işlevsellik kaygısı bir yana itilerek, bir legal partinin koruyucu şemsiyesi olmaksızın yola devam etmenin ve sebatkâr bir örgütlenme çabasını sürdürmenin mümkün olmadığı boş inancı yerleşiklik kazanmaktadır.
Bütün bu olumsuzlukların yanı sıra sol kadroların geneline kendine güvensizlikle karışık bir tür sinizm egemen olmuş, daha dar ölçekte ise devrimci değerlerin ve ahlâk anlayışının ayaklar altına alınması kimi çevrelerde gündelik pratiğin zorunlu bir maliyeti olarak görülmeye başlamış durumdadır. Hatta bunlardan birinde ihanetin ve yozlaşmanın boyutları, TKP’mizin adını gaspederek, onyıllar boyunca dünya devriminin bayrağını yükseklerde dalgalandıran Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ne ve proletarya enternasyonalizminin görevlerini aralıksız yerine getiren komünistlere küfrederek, burjuvaziden icazetli siyaseti “sosyalist iktidar perspektifi” kisvesi altında düzen içerisinde kurumlaştırma gayretlerine kadar varmıştır.
Kabaca resmettiğimiz bu tablo, Türkiye devrimci-sosyalist hareketinde ideolojik, siyasi, örgütsel ve etik bir silkiniş ihtiyacına işaret etmekte, devrimciliğin ve sosyalistliğin biri olmaksızın diğerinin anlamsızlaştığı bir bütün olduğu gerçeğinden hareketle ilkeli, kararlı bir devrimci eksen tanımlamak ve bu ekseni pratiğe dökmek görevini bir kez daha geleneğimizin omuzlarına yüklemektedir.
SAVAŞ YOLU, bu mücadele anlayışının ve komünistlerin birliğinin ancak şu ilkeler etrafında örülebileceğini düşünmektedir:
·       SAVAŞ YOLU bütün siyasi faaliyetinin odağına  işçi sınıfının iktidarı hedefini koyar. İşçi sınıfının tarihsel çıkarlarının bilimsel ifadesinden başka birşey olmayan Marksizm-Leninizm’in devrimci öğretisini kılavuz edinir ve bu öğretinin can alıcı kavramları olan proletarya diktatörlüğü hedefine ve proletarya enternasyonalizmi ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır.
·       Dünya emperyalist kapitalist sistemine bağımlı orta düzeyde gelişmiş bir kapitalist ülke ve bu zincirin zayıf halkası konumunda olan ülkemizde işçi sınıfı, iktidarı kapitalist sınıfın elinden ancak ve sadece devrimci yoldan koparıp alabilir. Günümüzde emperyalist-kapitalist devlet aygıtının militer ve teknik anlamlarda olağanüstü tahkim edilmiş olduğu bir gerçekliktir. Buna karşın, toplumsal gelişmenin bu aşamada dahi diyalektik ve dinamik değil tek yanlı ve mekanik biçimde işlediğini düşünmek için hiçbir sebep yoktur.
·       Türkiye kapitalizmi gelişiminin son evresine yani tekelci devlet kapitalizmi aşamasına ulaşmıştır ve egemen sınıflar koalisyonu içerisinde ulusal, anti-emperyalist, anti-tekelci vs. sıfatlarla adlandırılabilecek; sosyalizm mücadelesinde işçi sınıfının müstakbel müttefiki olabilecek hiçbir katman, kesim, kanat vb. yoktur.
·       SAVAŞ YOLU, sosyalist siyasetin burjuva ideolojisinin her türlü tezahüründen bağımsız ve işçi sınıfının öncülüğünü merkeze alan bir tarzda yürütülmesini savunur.
·       SAVAŞ YOLU, bir parçası olduğu dünya komünist hareketinin tarihine, ilke ve değerlerine kopmaz biçimde bağlıdır. Dünya devriminin merkezi olma görevini onyıllarca layıkıyla yerine getiren Sovyetler Birliği’nin ve dünya komünist hareketinin öncüsü Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin devrimci geleneğini kendine rehber edinir ve bu geleneğin ilke ve değerlerini her koşul altında savunur.
·       SAVAŞ YOLU, komünistlerin emekçi kitleler nezdinde marjinalliğe saplanıp kalmasına neden olan her türlü dar grupçu, sekter anlayışı dıştalar ve aynı zamanda devrimci işçi sınıfı hareketini egemen burjuva ideolojisinin sızmalarına açık hedef haline getiren kısa ömürlü reel politik yaklaşımları reddeder.
·       SAVAŞ YOLU, emperyalizmin dünya çapında tahakkümünü perçinlemek, tekellerin mutlak hakimiyetinin önündeki engelleri kaldırmak, dünya emperyalist-kapitalist zincirinden her türlü kopuşu imkânsız hale getirmek adına gerçekleştirilen, aslında sermayenin uluslararası düzeyde merkezileşmesinin ve yoğunlaşmasının en üst biçimine doğru atılan kapsamlı bir adım olan küreselleşme sürecinin ve kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasının sonuçlarından zarar gören çeşitli kesimlerin, aydınların ve ilerici unsurların işçi sınıfının önderliği altında biraraya getirileceği bir mücadele cephesinin yaratılmasını savunur.
·       SAVAŞ YOLU ülkemizdeki ulusal sorunun ancak işçi sınıfının devrimci iktidarı altında sosyalist dönüşümlerin gerçekleştirilmesi yoluyla çözüleceğine inanır ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını koşulsuz savunur.
İnancımız ve iddiamız bu ilkelerle teçhizatlanan komünistlerin önderliği altında ülkemiz devrimci işçi hareketinin yeniden ayağa kalkması ve o bildik ‘hayalet’in dünyamızda ve ülkemizde yeniden dolaşmasıdır.
 

 
 
 SAVAŞ YOLU

 
BÜYÜK EKIM DEVRİMİ'NİN 85. YILINDA TKP'NİN SAVAŞ YOLUNDA BİRLEŞELİM
 

 

 

   

    

  Tahir silahtaroğlu 

 Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana on yılı aşkın zaman geçti. Kapitalist batının propagandistleri yüz binlerce insana bu duvarın adını yıllar boyunca utanç duvarı olarak belletmeyi başarmışlardı. Utancın kime ait olduğu bugünlerde ortaya çıkıyor. Uzay araştırması maskesi altında bütün maksadı Sovyetler Birliği topraklarını ve askeri üslerini görüntülemek olan kaç projenin gerçekleştirildiği, Pasifik Okyanusu'nda Sovyet denizaltılarına karşı ehlileştirilmiş yunusların nasıl kullanıldıkları, 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarının yazarı George Orwell gibilerinin nasıl gizli servisler hesabına çalıştırıldıkları artık birer magazin konusu olarak televizyon programlarında, belgesellerde ifşa ediliyor.
Emperyalizmin dünya sosyalist sistemini ve dünya devriminin merkezi Sovyetler Birliği'ni ortadan kaldırmak için başvurduğu araçların içinde en etkili olanları kuskusuz yunuslar veya roketler değildi. İktidardaki komünist partilerinin açık bıraktığı her gediği kullanmaya, her turlu siyasi hatayı veya durağanlığı istismar etmeye azmeden kapitalist dünya, en etkili silahlarını ne acıdır ki ideolojik alanda yarattı. İktidar rehavetinin nelere yol açtığı bir bütün olarak dünya sosyalist sisteminin çözülüşünde görülebilirse de, en çarpıcı ve üzücü deneyim emperyalizmin dinci gericiliği pompalayarak kendisine bağımlı karşı devrimci bir işçi hareketi yaratmayı başardığı Polonya örneği olmuştur.
Lenin'in dediği gibi, yenilen ordular iyi öğrenir. İdeolojik savaşımın önemini küçümsemenin, iktidar rehavetine kapılmanın, işçi sınıfının adım adım depolitize olmasına seyirci kalmanın, emperyalizmle mücadeleyi ekonomik mücadeleye, bu mücadelenin politik söylemini silahsızlanmaya indirgemenin maliyeti son derece ağır olmuştur. Bütün bunlardan gerekli sonuçları ve dersleri çıkarmak her komünistin, her devrimcinin sorumluluğudur.
Kurulduğu günden bu yana dünya komünist hareketinin bir parçası olan ve proletarya enternasyonalizminin tartışılmaz gereği olarak dünya sosyalist sistemini çözüldüğü güne kadar destekleyen TKP'nin kadroları açısından bu muhasebenin özel bir önem taşıdığı gerçektir. Bu, tarihsel bir muhasebe olmanın ötesinde, partinin gırtlağına kadar Gorbaçov'cu ihanete gömülmüş MK'sının kongre toplamaya bile tenezzül (daha doğrusu cesaret) etmeksizin partiyi likidasyona sürüklemesine yol açan sağa kayışın değerlendirilmesi açısından da son derece önemlidir. Ancak, Savaş Yolu olarak bu muhasebeyi yaparken, Türkiye solunda, yazık ki halen etkisini sürdüren yenilgi psikolojisine ve inkarcılığa kapılmaya, yüzyıl önce iflas bayrağını çekmiş devrimci olmayan Marksizm tefsirlerine sarılmaya, kısacası sapla samanı karıştırmaya niyetimiz yok.
Bilinen fıkradır; adamın biri hışımla meyhaneye dalar, sakin sakin içkisini yudumlayan Yahudi'yi sorgu sual etmeden bir yumrukta yere serer. Ağzı burnu kan içinde kalan Yahudi adama bağırır: "-Deli misin nesin kardeşim, ben sana ne yaptım?
-Sen Yahudi değil misin?
-Yahudi'ysem Yahudi'yim ne olmuş?
-Siz İsa'nın çarmıha gerilmesine sebep olmuşsunuz.
-İyi de kardeşim bu iki bin sene önceydi.
Yumruğu atan omzunu silker:
-Olsun ben yeni duydum."
Dünya sosyalist sisteminin çözülmesiyle sonlanan karşı devrimin yarattığı ideolojik sarsıntı, Türkiye sosyalist hareketinde kaçınılmaz olarak bir dizi aceleci çözüm arayışına ve o güne kadar pek de önemsenmeyen teorik faaliyetin yükselen değer halini almasına yol açtı. Kontrollü ve düzeyli bir tartışmaya zemin olabilecek bir merkezin yokluğu koşullarında her şeye rağmen devrimci kadroların bir bölümünün ufkunu genişletmek ve teorik-ideolojik formasyonunu yükseltmek gibi olumlu işlevler de gören bu süreç, hareketin geneli göz önüne alındığında fıkradakine benzer bir psikoloji doğurdu: Her şey tartışılmalıydı, Marks'a dönmek lazımdı, bütün suç Stalin'deydi, kişi kültleştirmesindeydi, kolektivizasyondaydı, aslında kapitalizmin sonuna varılmamıştı, monolitik parti olmazdı, önce birey olmak lazımdı, hem proletarya diktatörlüğüne ne lüzum vardı vb. vb.
Devrimci hareketimizin son on-on beş yıllık dönemini kaplayan bu muhasebe ve tartışma donemi kendine özgü kişilikleri olduğu kadar örgütsel formları ve siyasi söylemleri de yarattı. 12 Eylül öncesinde yüzüne bakılmayan bir takım Marksologlar, "seminer adamları" olarak adlandırılabilecek yeni bir familya oluşturdular ve devrimci harekete yeni katılan genç kadroların hayranlık dolu bakışları altında giderek popülerleştiler. Bir elleriyle 'engin' bilgi birikimlerinden ve 'deneyimlerinden' bahşettiklerini; kadroların devrimci enerjisini ve coşkunluğunu paratoner misali pasifize ederek diğer elleriyle geri aldılar.
Örgütsel alanda yeni deneyimler yaşanırken bir bütün olarak bu doneme legal particilik furyası damgasını vurdu. Parti olmayan partiler, devrimci Marksist (siz Troçkist okuyun) kolektifler, anarşist otonomlar derken şimdilerde SİP'in şirin bir yasal komünist partisi bile kuruldu. Bütün bu deneyimlerin başarısızlığa uğramış olması ve son seçimlerde de (aslında tüm seçimlerde) görüldüğü üzere parlamentoya sosyalizmin bayrağını dikmek için kurulan yasal partilerin hiçbirinin Türkiye sosyalist hareketinin ibresini son on yıldır çakılı olduğu noktadan ileriye sıçratamaması, yine de bunların birer deneyim olarak taşıdıkları önemi küçümsememize neden olmamalıdır. Bu deneyimlerin tümünden ilk elde şu sonuçlar çıkarılabilir:
-Devrimci kadrolar zafere giden zahmetsiz yollar (medya popülaritesi, seçim vs.) arama zihniyetinden uzaklaşmalıdır. Bugün Türkiye komünist hareketinin birinci ve tek gündem maddesi, iğneyle kuyu kazarcasına örgütlenmektir. Başta sendikalar olmak üzere işçi sınıfının iktisadi savaşımdan geçerek politik mücadeleye kazandırılacağı araçlar yeniden değerlendirilmeli, konvansiyonel araç ve taktiklere yapışıp kalmaktansa yeni yollar geliştirilmelidir.
-Devrimci kadroların "teorinin gizemli dünyasına" vakıf olma iddiasındaki kerameti kendinden menkul bir ruhban sınıfına ihtiyacı yoktur. Komünistler bunların ağzından dökülen cevherlere itibar etmektense pratik eylemsizliklerini teshir etmelidirler. -Türkiye ve dünya komünist hareketinin tarihsel deneyimine yönelik her turlu inkarcılık ideolojik olarak mahkum edilmelidir. Başta SBKP olmak üzere sosyalizmi kitapların tozlu sayfalarından çıkarıp ete kemiğe büründüren, bu yolda savaş veren dünya komünist hareketinin onurlu ve şanlı tarihine sonuna kadar sahip çıkılmalıdır.
-Türkiye solunda kimi yapıların yakın tarihli deneyimleriyle açıkça görüldüğü üzere, kitlelere ancak suya sabuna dokunmayan, yumuşak siyasi söylemlerin kullanılması sayesinde ulaşılabileceği fikri tamamen yanlışlanmıştır. Komünistler, kitlelere devrimi ve kurtuluşun mevcut burjuva devletinin tüm zor aygıtlarıyla birlikte yıkılmasında yattığını propaganda etmelidirler.
-Türkiye komünist hareketinin ve işçi sınıfımızın verili örgütlülük koşullarında, parlamenter yolların kullanılması yerine burjuva parlamentarizminin ve devletinin teshiri öne çıkartılmalıdır. Komünistler mücadelenin her evresinde kendi pratiklerine dair yapmak zorunda oldukları muhasebenin ve parlamenter başarısızlıkların devrimci özgüvenlerini zedelemelerine izin vermemelidirler. Savaş yolumuz uzun ve zorludur. Yeter ki dünyayı bir kez de Türkiye'den sarsma azmimizi diri tutalım. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Sitede ara

İletişim

Savasyolu Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13

SAVAŞYOLU DERGİSİ OKUR MEKTUPLARI

23.05.2010 23:02

Neden savaş yolu Okuruyuz

  Savaş Yolu Dergisi genel yayın yönetmeni sayın Av.Rasim Öz İsmail Bilen'in Savaş Yolu adlı kitabının önsözünde bir bölümde diyorki.........  "Bilen Yoldaş,dünya komünist hareketinin yetiştirdiği en önemli değerlerden biridir. TKP Onun yol göstericiliğiyle,işçilerin arasında,halen...

KIZIL BAYRAK (Çrak Çekiç)

23.05.2010 23:47

Parti

   PARTİ         Yürüyoruz, hızlı sağlam adımla Hiç durmadan önderlerin izinde Gerçek sosyalizmin programını Bulacaksın partimizin tezinde   Suphi, Nejat, partimizin önderi Durma yoldaş, yürü, yürü ileri   Öreceğiz yeryüzüne bu ağı Güçlüdür, kopmayan,...
23.05.2010 23:43

Kızıl Bayrak Ellerde

                   KIZIL BAYRAK ELLERDE    Üreten bizleriz dostlar, yönetende ol maya Yürüyelim meydanlara kızıl bayrak ellerde Yığın, yığın , çoğalarak, iktidarı almaya Yürüyelim meydanlara kızıl bayrak...
23.05.2010 23:38

Orak çekiç bayrağım

               ORAK ÇEKİÇ BAYRAĞIM      Ben, işçiyim, emekçiyim, nasırlıdır ellerim Orak çekiç bayrak benim, dalgalansın bayrağım Enternasyonali söyler her alanda dillerim Orak çekiç bayrak benim, dalgalansın...