bütün ülkelerin işçileri birleşin

5.Sayı

 

LENİNİN İZİNDE

Tahir Silahtaroğlu

Halen dahi eski sosyalist ülkeler halklarında Lenin'e duyulan bu azizlere gösterilen cinsten saygı ve sevgiyi; isteyen liberal solcu "primitif" bulabilir, reel sosyalizmin yarattığı türlü garabetin bir örneği sayıp yerlere batırabilir. Oysa tarihsel maddeciliğin ışığı altında toplumsal gelişmenin yasalarına herkesten çok vakıf olan komünistler; pek çok batı ülkesindeki ortalama insan ömründen daha kısa bir zaman dilimi içerisinde, çoğunluğunu yüzyılların geri img377/2492/48633683fy1.gifbıraktırılmışlığı ve karanlığı içerisindeki köylü yığınlarının oluşturduğu bu halklarda, İsa ve Meryem ikonalarının yanına Lenin resmini astıracak bir sevgi ve sahiplenmeyi yaratabilmenin anlam ve işlevini iyi bilirler. Çünkü komünistler, tarihin mantığını bilmeden ve yeri geldiğinde de ona meydan okumadan devrimci olunamayacağını öğreten Marks'ın ve Lenin'in öğrencileridirler.Sosyalist ideolojiyi diğerlerinden ayırt eden önemli bir yön, onun "bilinçli çarpıtmadan" ziyade, esas olarak "çarpıtmanın teşhiri" olmasıdır. Lenin'in de sayısız yerde sosyalistlerin ideolojik mücadeleyi "kitlelere gerçeklerin açıklanması" olarak kavramaları gerektiğini söylediği bilinir. Bununla birlikte her ideoloji gibi, sosyalist ideoloji de popülerleştikçe, daha doğru bir deyişle kitlelere mâl oldukça, akışı hızlanan bir ırmağın dipteki taşları da kendisiyle birlikte sürüklemesi misali, başlangıçtaki saf halinden çıkar, yeni unsurları da bünyesine katarak ilerler. Bu, her toplumsal ilişkide olduğu gibi ideolojilerin kitlelere mâl olma sürecinin de diyalektik bir karakter taşımasının, yani sürecin nesnesi konumundaki kitlelerin de zorunlu olarak bu ilişkiye kendi renklerini şu veya bu ölçüde çalmalarının sonucudur. İdeolojiyi başlangıçtaki "steril" halinden çıkaran bu renkler, kimi zaman onu zenginleştirir, kimi zaman da kurtulunması gerekli ayak bağlarına dönüşür. Böyle bakıldığında, azizlerin bedeninin bozulmayacağına inanılan bir ülkede, dünyadaki ilk sosyalist devrimin ateist önderinin cansız bedeninin mumyalanarak mozolesine konması olayının köylü zihniyetiyle veya herhangi türde bir epigonlukla ilintisi olmadığı görülür. Aynı şekilde, Nazi işgali sırasında Yunan komünistlerinin askeri örgütü ELAS saflarında, bellerine kadar sarkan sakalları, kara cüppelerinin üzerinde çapraz fişeklik ve istavroz ile dövüşen papazların kimseye rahatsızlık vermemesinin de…

 

En önemli yasası eşitsiz gelişme olan bu kapitalist toplum çamurundan, sosyalizme giden daha steril, pürü pak yollar bulma arayışı içinde olanlar başarısızlığa mahkum oldukları gibi, tarihin bir mantığı olduğuna ve ona ancak sıçramalarla meydan okunabileceğine aldırış etmedikleri ölçüde devrimci Marksizm saflarından uzaklaşırlar.

 

Temel gayesi, 22 Nisan 2004'te Lenin'in 134. doğum gününü kutlamak olan bir yazıda bu hatırlatmalara ne gerek olduğu sorulabilir.

 

Bugün Türkiye devrimci hareketinin bütününde olduğu gibi, onun bir parçası olan komünist hareket içinde de insanlarımızın Leninizm'i sahipleniş biçiminin, hareketin kitlelere mâl olduğu dönemdeki genel algıdan çok ileride olmadığı bir gerçektir. Bahsettiğimiz sahipleniş biçimi kendi başına bir olumsuzluk değildir, aksine Lenin ve Leninizm'e alabildiğine bağlılık, sevgi ve saygıyı içermektedir. Bununla birlikte Türkiye komünist hareketindeki likidasyonunu durdurmak üzere yola çıkan ve bu konuda mesafe de alan komünistlerin; dün düzenli işleyen yapılar içinde yer alırken Leninizm'e sahip çıkış biçimlerini bugünün görevleri karşısında yeterli görmeleri mümkün değildir. Bugün 134. doğum gününde Lenin'e daha az övgü dizmek, onun eserini ise daha fazla içselleştirmek, Lenin'den daha fazla öğrenmek günüdür.

 

Lenin'den daha fazla öğrenmenin yolu, ona ve mücadelesine dair daha doğru ve ilk elden bilgi sahibi olmaktan geçer. Komünizmi kitlelere mâl etmek üzere kitlesel dolaşıma sokulan el kitabı mahiyetli araçlar ve bu mâl olma sürecinin kırılmalı/eksikli Leninizm algısı doğru bilgilenmenin ve kadro standartlarını yükseltme görevinin önünde zaman zaman engel teşkil eder. Bahsettiğimiz elbette Lenin'in mücadelesinin ve Bolşevik partinin oluşum sürecinin gerçek renklerini ve dinamizmini görmeyi engelleyecek basitleştirmeler ve yinelene yinelene sosyalist hareket içerisinde artık bir tür galât-ı meşhur halini almış abartılardır. Örneğin adeta Leninizm'in nasıl kavranmaması gerektiğine dair bir perspektifsizlik vesikası olan, buna karşın yine de kadrolar tarafından okunması gereken dört ciltlik kitabında Tony Cliff şunları dile getirirken hiç de haksız değildir: "Efsaneye göre, ağabeyinin idamını duyduğunda Vladimir şöyle haykırmış: "Hayır, biz o yolu izlemeyeceğiz. İzlenmesi gereken yol, o yol değildir." Daha ancak birkaç ay önce dinle ilişkisini kesmiş, henüz Marks'ın adını bile duymamış, tek bir yasak kitap bile okumamış, Rus devrimci hareketinin tarihi hakkında hiçbir şey bilmeyen on yedi yaşında bir delikanlının olaya tepkisi bu olmuş!(1)

 

Türkiye komünistleri bugün nitel olarak otuz yıl öncekilerden epey farklı ve çok daha elverişsiz koşullarda yerine getirilmesi gereken görevlerle karşı karşıyadır. Bilince çıkartılması gereken, bu görevlerin zamanında kitlesel propaganda ve eğitim için hazırlanan materyalle ve bunların kimilerindeki popüler anlatılarla yetinerek yerine getirilemeyeceğidir. Komünistler bu görevler karşısında pusulasız, teçhizatsız değildirler. Hem dünya komünist hareketinin evrensel mirası, hem de onun bir parçası olan TKP'mizin deneyimleri ışığında, Leninizm'i ülkemiz topraklarında yeniden üretmek, ete kemiğe büründürmek başlıca hedefimizdir. TKP'liler, bu hedefe varmanın tek yolunun bir kez daha Ne Yapmalı demek olduğunu, "sürekliliği sağlayan istikrarlı bir önderler örgütü olmadan hiçbir devrimci hareketin varlığını sürdüremeyeceğini"(2) iyi bilmektedirler. Likidasyon dalgasının tersine çevrilmesi için, komünist hareketin saflarındaki dağınıklığın giderilmesi için, dileyen Kopenhag kriterlerini, en geniş güçlerin birliğini, dileyen 'kitlesel' komünist partisini(!) düstur edinebilir. Savaş Yolu'nun platformu Ne Yapmalı'dır, Leninizm'dir.Türkiye sosyalist hareketinin genelinde örgütten, giderek iktidar perspektifinden kaçış zaafının yaşandığı günümüzde, Savaş Yolu'nun Leninci zeminini paylaşan emektar parti önderlerimizin, tüm güçleriyle karşısına dikildikleri 'eskiden komünist, nevzuhur liberal' taife tarafından "yaşlı muhafız", "beton komünist" olmakla, "sağa sola Marksizm dersi vermekle" hatta "vahabilikle"(!) suçlanmaları bir tesadüf değildir. Komünistlerin iktidarsızlaştırılmasının, kumda oynamaya mahkum edilmesinin yolunun, Samson'un ona güç veren saçlarından mahrum edilmesi misali, komünist hareketin de-Leninizasyonundan geçtiğini burjuvazi çoktan keşfetmiştir. Komünistler, çoğu kez masum görünüşlü Gramscici, Lukacsçı söylemler arkasına gizlenmeye çalışılan bu silahlara veda telkinleri karşısında uyanık olmalıdırlar.De-Leninizasyon kadar ciddi bir tehlike oluşturmasa da komünist uyanıklığı gerektiren bir diğer konu da, karikatürize Leninizm yorumlarıdır. Bunlardan bir kısmı olabilecek her türlü güncel soruna, marksist klasiklerden sûre indirmekle yanıt üretilebilineceğini zanneden eski şablonculuk (bugünkü tabirle 'kopyala-yapıştır solculuğu') hastalığının yeni tezahürleridir. Partimizin likidasyonunun ardından başlayan yeniden toparlanma süreci içerisinde, komünistlerin en ufak bir enerjiyi ve katkıyı dahi zebil etmeden yürüme kararlılığı içerisinde oluşu bu çevrelerin kimilerinde olumlu kimilerinde olumsuzluklar içeren bir TKP sempatisi yaratmaktadır. Bununla birlikte gün geçtikçe, gerek dünya komünist hareketinin gerek partimizin tarihine ilişkin alabildiğine eklektik yaklaşımların ortaya çıktığına şahit olunmaktadır. Kimileri tarafından partimizin Komintern'in Türkiye seksiyonu olarak faaliyet yürüttüğü dönem cımbızlanmakta, Komintern sonrası elli yılı aşkın dönem yok sayılmakta veya mahkum edilmektedir. Bu şekilde Sovyetler Birliği'nin mevcut olmadığı, dünya komünist hareketi içerisinde de bir birlikten söz edilemeyeceği içinde bulunduğumuz dönemde, komünistlerin önüne yanlış hedefler konmaya çalışılmaktadır. Bu yaklaşımların bazısının kaynağında iyi niyet olması muhtemeldir, ama eksik bilgilenme bulunduğu şüphesizdir. TKP'mizin tarihini sergiden sebze-meyve seçer tarzda ele almanın devrimcilikle bir ilgisi yoktur ve inkârcılığa da sonuna kadar kapı açar.Diğer bir karikatürizasyon ise daha incelikli yöntemlerle yapılmaktadır. Bir yandan Lenin'e ve Leninist parti teorisine övgüler dizerek, diğer yandan onu bütünüyle prensiplerden yoksun bir küçük iktidar hırsının meşruiyet zemini haline dönüştürenler çok daha büyük hasarlara yol açmaktadırlar. Dün "geleneksel solun, bu sıfatı en az hak eden partisi" diye hakaretler yağdırdığı TKP'nin prestijine ve mirasına konmaya kalkışarak hane içi sorunlarını ve tıkanıklığını aşmaya çalışan SİP nomenklaturası, bu hususta da birinciliği kimseye bırakmamaktadır. Örneğin, komünistler, Leninizm'i över görünürken bilimsel sosyalizmin kurucularına "beceriksiz" yaftası yapıştıran bir zihniyetin, Lenin'in marksizme, hatta Marks'ın komünarlara karşısındaki devrimci yaklaşım tarzlarından nasibini alıp almadığını ve bu ifadelerin neye ve kime hizmet ettiğini sorgulamakta haksız mıdırlar?: "Yola çıkarken "komünistlerin öteki işçi partileri karşısında ayrı bir parti olmadıkları" gibi, "proletarya hareketini biçimlendirmek için kendi ilkelerini ortaya koymadıkları" gibi açıkcası hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, siyasal açıdan da beceriksiz denilebilecek "manifest"leri tercih eden marksist gelenekte küçümsenmeyecek bir sıçramadır leninizm"(3) Leninizm'in, Marksizm içinde bir sıçrama olduğuna hatta onun "proletarya devrimleri çağının Marksizmi" olduğuna şüphemiz yok, ama Komünist Manifesto'ya, Marks ve Engels'e beceriksiz yaftası vuranların ne ölçüde samimi Ne Yapmalıcılar oldukları bizce epey şüphelidir.Bütün yaşamını insanlığı sarmalayan esaret zincirlerini kırarak, sınıfsız sömürüsüz bir dünya yaratma hedefini gerçekleştirmeye, örgütsel alanda da bu hedefe uygun işlevsellikte bir devrimci yapıyı var etmeye adayan Lenin'in ismi ne yazık ki bugün akla hayale gelmeyecek şark kurnazlıklarına alet edilmektedir. SİP'in tabanında yer alan ve samimiyetlerinden, devrimci mücadeleye bağlılıklarından asla kuşku duymadığımız yüzlerce komünist ne yazık ki, parti merkezindeki kliğin yarattığı bu matrix içinde kolektif yanılsamayı yaşamaktadırlar. Bunun ne tür bir yanılsama olduğu hârikalar dünyası içindeyken anlaşılamamaktadır. Gelenek döneminden bu yana merkeze tümüyle sadık kalmış kimi emektar komünistler ne yazık ki bunu acı tecrübeler sonucunda kendi gözleriyle görmektedirler. Partinin geçmişte böyle bir çizgisi yokken aniden ulusalcılığı keşfederek, Irak tezkeresini protesto eyleminde Türk bayrağı açmasına, yüzlerce devrimcinin yaşamını yitirdiği cezaevi olayları sırasında parti merkezinin ikircikli tutumuna ve kimi parti yöneticileri tarafından devrimci demokrat yapılara hakaretler yağdırılmasına bir anlam veremediklerini ifade etmek kusurunu (!) işleyen komünistler, partiden atılarak ödüllendirilmişlerdir. Kadrolara dayanıksız tüketim malı gözüyle bakan, düzene gösteremediği dişini akla gelebilecek her fırsatta kendi içindeki unsurlara gösteren, yoldaşça ikna yerine bostancıbaşı yöntemlerini sergilemeyi marifet zanneden ve sorunların çözümü için kendi altındakilere de bunu salık veren bir parti merkezinin Leninizm'i takiyyeden ibarettir.Leninist parti öncüler örgütüdür. Leninist partide önderlik siyasal üretkenlikle kazanılır, örgütsel beceriyle sürdürülür. Partinin savaşımı için mümkün olan her enerjiden yararlanma yani devrimci bir işlevsellik arayışı Leninist parti teorisinin olmazsa olmazıdır. "Gizli bir örgütü yönetmenin bütün sanatı, mümkün olan her şeyden yararlanmakta, "herkese yapacak bir iş vermekte" ve aynı zamanda bütün hareketin önderliğini, sırf bir takım yetkilere dayanarak değil, otoriteye, canlılığa, daha fazla tecrübeye, daha çok yönlülüğe ve daha fazla yeteneğe sahip olarak elde tutmakta yatar. Bunu eğer merkezde olağanüstü yetkilere sahip yeteneksiz bir kimse bulunursa mutlak merkeziyetçiliğin hareketi kolayca mahvedebileceği yolundaki malum muhalefet ihtimaline karşı belirtiyorum. Bu hiç şüphesiz mümkündür, ama bu seçim ilkesiyle ya da ademi merkeziyetçilikle giderilemez; bunların geniş ölçüde uygulanmasına kesinlikle göz yumulamaz ve bunlar, otokrasi yönetimi altında yürütülen devrimci çalışmalara son derece zararlıdır.Bu, herhangi bir tüzükle de giderilemez; ancak tek tek her bir alt grubun karar almaları Merkez Organ ve Merkez Komitesine başvurmaları ve (en kötü durumda) kesinlikle yeteneksiz yetkililerin görevlerinden alınması yolunu izleyen "yoldaşça etkileme" tedbirleriyle giderilebilir. Komite, devrimci çalışmanın çeşitli yönlerinin çeşitli yetenekleri gerektirdiğini ve bir örgütleyici olarak hiç işe yaramayan bir kimsenin bazan bir ajitatör olarak son derece değerli olabileceğini ya da kesin gizli çalışmada iyi olmayan birisinin mükemmel bir propagandacı olabileceğini vb. göze alarak, mümkün olan en geniş işbölümünü sağlamak için çaba harcamalıdır."(4)Komünist hareketin eskisinden de güçlü ayağa kalkması için Lenin'in sözünü ettiği türde bir işlevselliğe ihtiyaç vardır, Ne Yapmalı'nın partisine eskisinden de çok ihtiyaç vardır.

Savaş Yolu, Lenin'in 134. yaş gününü basmakalıp methiyelerle değil, onun adıyla anılmaya layık bir örgütlenme yolunda adımlarını sıklaştırarak kutluyor.


DİPNOTLAR:

 (1) Cliff, Tony "Lenin", Z yayınları, c.1, sf.16,, 1994.
 (2) Lenin, Ne Yapmalı, Seçme Eserler, İnter yayınları, c.2, sf.144, 1993
 (3) Hekimoğlu Cemal,"Ne Yapmalıcılar Kitabı", sf.19, Gelenek yayınları, 1998.
 (4) Lenin, Bir Yoldaşa Örgütsel Görevlerimiz Üzerine Mektup, 1903.

 

Sitede ara

İletişim

Savasyolu Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13

Duyurular

Bu bölüm boş.