bütün ülkelerin işçileri birleşin
İş, Barış, Özgürlük
İş, Barış, Özgürlük
Sermaye sınıfının politik sözcüsü AKP iktidarı, ülkemizin sorunları karşısında izlediği, yanlış, dar ve taraflı politikadan dolayı iyice köşeye sıkışarak “çark” etmeye başladı. Emekçi kesimlere ve Kürt halkına vaat ettiğini, iktidar koltuğuna oturduktan sonra “unutan” AKP iktidarı, saldırgan, ikiyüzlü ve karanlık bir yol izlemektedir. Bu çok tehlikeli bir
yöneliştir. Bu yöneliş, durdurulmalı ve terk ettirilmelidir.
Neden?
Çünkü, ülkemizin en yakıcı sorunu Kürt sorunudur. Kürt ulusal sorunundan kaynaklanan çatışmalar, baskılar, tutuklanmalar ve insanların öldürülmesidir. Bütün bunlar, durup dururken kendiliğinden olmuyor. Sihirli bir el, takdir-i ilahi bir güç tarafından ortaya atılmıyor.
Tam tersine, nesnel koşullardan, halkı yönetenlerin yürüttüğü politi-
kaların sonucunda oluşmaktadır.
Peki!
Halkı yöneten, devlet adına politik gücü elinde bulunduran AKP ikti-
darı dün ne dedi, bugün ne yapmaktadır?
Boyalı basını da arkasına alarak, masum insanlarımızın gözlerinin içine baka baka “Demokratik açılım” projesini ortaya attı. Amaç, 30 bini aşkın insanın yaşamına mal olmuş, çatışmalara son vermek ve demokratik
bir süreci başlatmaktı.
Kürt Özgürlük Hareketi tarafından süreci olumlu yönde etkilemek için gönderilen, Kandil ve Mahmur’dan gelen “barış grupları” Türkiye topra-ğına ayak bastılar. Umutlar arttı. Güçlü bir barış bilinci ve duyarlılığı geliş-meye başladı. Perdenin arka tarafında da bu süreci baskıyla, şiddetle, tutuklanmayla boğmak için bir kaşık suda fırtına kopardılar. Halkımızın ortak çıkarları ve güzel bir geleceği sorumsuzca göz ardı edilerek saldırıya geçtiler. Yaraya tuz-biber bastılar.
Sonrasında neler oldu?
Sonrasında, halkın oylarıyla seçilmiş temsilcileri, parti yönetici ve üye-
leri, gazeteci ve aydın, kadın, çocuk binlerce insan ‘içeriye’ tıkıldı. Düzme-
ce iddialar ve iddianameler ortaya sürüldü. ‘Dağdan inenler’e karşı bir saldırı furyası başlatıldı. Tek tek tutuklanarak cezaevlerine gönderiliyor.
KCK iddiasıyla tutuklanan yüzlerce Kürt temsilcisi ve insanı cezaevlerinde tutulmaktadır. AKP iktidarı, BDP’yi baskı ve yargı güçlerine hedef göster-mektedir. Amaç, gelişen halk muhalefetini bastırmaktır. Bu, demokrasi düşmanı olmanın, barışa karşı durmanın daniskasıdır.
Bu, bir insanlık sorunudur. Türkiye sorunudur.
Çözüm için ne yapmalı?
Çözüm, barıştadır. Barış da halkların kardeşliğindedir. Faşist 12 Eylül
Anayasası çöpe atılmalı yerine Kürt halkının ulusal kimliğini tanıyan ileri
demokratik bir anayasanın hazırlanarak yaşama geçirilmesinden geçmek-tedir.
Bu görev, günceldir. Hemen şimdiden başlanmalıdır. Başlanmalıdır ki, insanlarımız rahat nefes almaya şimdiden başlamış olsun. Değil bir halkın, bir ulusun tek bir insanın yaşamı bile pazarlık konusu yapılamaz. Hiç kim-senin, hiçbir gücün buna hakkı yoktur.
Halkın oylarıyla iktidar gelerek sermaye yanlısı bir politikayla halkı
acı, yoksulluk ve şiddetin cenderesine sokarak, mevcut koşulları “kader” diye sunmak, politik bir sahtekarlıktır. Bu tutum, halkı ezerek ve sömüre- rek yöneten güçlerin, kişilerin ve diktatörlerin başta gelen bir özelliğidir.
Sömürü güçlerin halka karşı kullandıkları dil, sosyal demagojiyle dolu ol-muştur. Gerçekleri çarpıtarak halka sunmak, yalan söylemek, ikiyüzlü dav-
ranmak ve bunlarla yapamadıklarını baskıyla, şiddetle, öldürmekle yerine
getirmek, çağlar boyunca sömürücü egemen güçlerin politikalarının bir aracı olmuştur.
Bu topraklar üzerinde barışın sağlanması çok kolaydır; savaşlardan ve çatışmalardan çıkar sağlayan güç ve odakların egemenliğinin kırılması kay-
dıyla. Bu bir avuç egemen odak, büyük çıkarlar sağladığı için “sorunun”
kangren olarak devamından taraftırlar.
Durum bu ise, bu gidişi kim tersine çevirecektir?
En başta işçi sınıfı ve emekçiler olmak üzere Türk, Kürt, Laz, Çerkez
ve bütün halklar, güzel bir yaşama kavuşmak için ortak bir savaşım ile
çatışmaları durdurabilirler. Barışı sağlayarak, kalıcı kılarak özgürlük içinde
insanca yaşayabilirler. Bu, halklarımızın en doğal hakkıdır.
Artan işsizliğe karşı, istihdam alanlarının artması gerekirken aksine Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin özelleştirilmesi politikası doludizgin gitmektedir. Bu süreçte tekeller, holdingler ve uluslararası sermaye karlarına kar kata-rak güçlenmekte, halkın yoksulluğu ise katmerleşerek artmaktadır.
Sermaye güçleri için ‘altın gibi parlak bir yaşam’, halk için ise ‘ateşten gömlek bir yaşam’!.. En büyük toplumsal çelişki budur, işte. Emek-serma-ye arasında süren kapitalizmin ana çelişkisi, ortadan kaldırılmadıkça kim gerçek anlamda iş, barış ve özgürlükten söz edebilir?
Halklarımızın ‘su ve ekmek’ kadar bu değerlere ihtiyacı var.
Armağan BARIŞGÜL
İletişim
Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL
Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13
savasyolu@gmail.com