bütün ülkelerin işçileri birleşin

Provokasyonlara geçit vermemek için:

29.07.2010 23:00

 

Provokasyonlara geçit vermemek için:

Kürt kimliği tanınmalıdır!..

 

 

Referandum ‘maratonunun başlamasıyla birlikte ırkçı söylemler ve provokasyonlar arttı. Önce Bursa’nın İnegöl ilçesinde ardında da Hatay’ın Dörtyol ilçesinde Kürt insanlarına yönelik saldırı ve provokasyonlar yapıldı.

***

img377/2492/48633683fy1.gif26 Temmuz’da Bursa İnegöl ilçesinde Kürt kökenli bir minibüs şoförünün faşist oldukları belirtilen bir grup tarafından dövülmesiyle başlayan olayların ardından korkunç bir katliamın eşiğinden dönüldü. Buna benzer olaylar daha önce de Çanakkale, Adapazarı, Afyon ve Muğla’da da meydana gelmişti. Telefon konuşmasını yapan bir kişinin ‘abi görev tamamdır. Araçlar ateşe veriliyor. Bozkurt işareti bile yapmıyoruz ki kim olduğumuz anlaşılmasın’ diye konuşması olay hakkında ipucu vermektedir.

Kürt yurttaşlara ait ev ve işyerlerinin tahrip edilmesi ve karakolun faşistlerce basılmasının ardından açıklama yapan vali Şebabettin Harput, bu eylemi yapanlar vatanını ve milletini seven insanlar’ diyebiliyor. Kitle kırımlarına yönelmenin vatan ve millet sevgisiyle bağdaşan yanı ne oluyorsa, o gözü dönmüşlere ve onları utanmadan savunanlara sormak gerekiyor.
İçişleri Bakanı B. Atalay,’çevre illerimizin valileri, komutanlarımız, emniyet hepsi burada. Anonsları temizleyin. Ne yaparsanız yapın’ sözleriyle savaş emri verir gibi konuşması ve valinin ‘infial anlayışla karşılanmaktadır’ sözleri, devlet ve AKP hükümeti tarafından sürecin hangi yöne doğru geliştirilmek istendiğini ortaya koymaktadır.
İçişleri bakanı Beşir Atalay verdiği brifingde hiçbir yerde “bu tür provokasyonlara müsaade etmeyeceğiz” sözlerinin yaşamda karşılığını bulabilmesi için her şeyden önce Kürt halkının yıllardan beri talep ettiği kimliğinin tanınması ve anayasal güvenceye kavuşturulmasıyla ancak mümkün olur. Eğer samimilerse ve daha da kötü sonuçlara yol açabilecek
bu tür barbarlıklardan yana değilseler eğer ulus olmaktan doğan bu insani hakları kabul etmek zorundalar. Gerisi, ‘lafı güzaftır’.
Şimdi şu gerçek ortaya çıkmaktadır: Referanduma gittiğimiz şu 45 günlük süreçte bu tür ‘oyunlar’ ülkemizin başka yörelerinde ve farklı biçimlerde tezgahlanabilir. Bencil çıkarları için İslamcı-fettulahçı AKP ile faşist ve derin güçler, ortamı bulanıklaştırarak, milliyetçi kesimleri galeyana getirerek, provokasyon hazırlayarak, Kürtlere ve diğer ‘azınlıklara’ karşı saldırılara yönelebilirler. Unutulmamalıdır:”Kurt, puslu havayı sever.”
Uyanık olalım. Diri olalım. Sakin olalım. Halkların kardeşliğini yurdumuzun her karış toprağında yaşatalım. Provakasyonlara geçit vermeyelim.
Bir avuç gerici, ırkçı, faşist, Kürt ve halk düşmanı kişilerin emeğe ve halklarımızın kardeşliğine düşman davranışlarını ortadan kaldırmanın ve önlemenin yolu, her dinden, her dilden ve her ulustan insanlarımızın güçlerini birleştirerek savaşımlarını yükseltmelerinden geçmektedir.
Kürt halkının ulusal hakları tanındıkça, Kürt halkı özgürleştikçe, halklarımız birbirlerini tanıdıkça ve eşit olarak var oldukça provakasyonların beslendiği zemin ortadan kalkar. Provakatörlerin ortaya çıkması ve ortalığı karıştırmaları önlenmiş olur.
Irkçılık, faşist bir unsurdur. İnsanları ırklarına ve kökenlerine göre değerlendirerek yorumlamak ve bir ırkın mutlak üstünlüğünü ileri sürmek suçtur. İnsanlık onuruna aykırıdır.
Bu durumda gerici, ırkçı ve faşist kesimlerin ikide bir “tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek dil, tek dil” argümanlarıyla ‘şahlanması’ bunların halk sevgisini, yurt sevgisini, insanlık sevgisini, kültür ve uygarlık sevgisini ortaya koymaktadır. Bunları ileri sürmek ve savunmak, bence suçtur. Suç olarak kabul edilmelidir. Bu tür argümanlar anayasamızdan da çıkarılmalıdır. Demokratik bir anayasada ırkçı unsurlar olamaz. Halkımızın ‘demokratik bir anayasa’  belgisiyle taleplerini dile getirmesinin bir ve çok önemli bir nedeni de budur.
Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınmamasıyla inkar edilmesi, aradan geçen 90 yıllık sürede asimilasyon ve yok etme politikaları derinleştirilerek ve barbarlaştırılarak sürdürüldü. Dilini, dinini, kültürünü yaşatmak isteyen 20 milyonluk koca bir halkın evlatları (Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte biri), o günden bu yana, çeşitli yer ve biçimlerde ırkçı saldırılara uğradılar ve uğramaktadırlar.
Anayasal güvenceye alınmakla birlikte, birden fazla ulusun ve etnik kimliğin yaşadığı bir ülkede, bu halklar eşit ve özgürce yaşarlarsa o ülke gerçek anlamda bir ‘özgür halklar mozaiği’ oluşturur. Böyle olması bir zenginliktir. İnsanoğlunun gelişiminin tarihsel bir sonucudur.
Böyle bir durumda AKP’li Kürşat Tüzmen’in, Kürtler için kullandığı ‘şerefsizler’  sözü mislisiyle kendisine iade edilmiş olacaktır. Yine AKP’li Vahit Erdem’in ‘Kürtler her şeyi ele geçiriyorlar, yakında Türkler azınlık olacak’ ırkçı açıklamalarından da iyice anlaşılmakta dır ki, AKP içinde de hiç de küçümsenmeyecek büyüklükte ve etkinlikte bir ‘ülkücü’, ırkçı, faşist kesim bulunmaktadır.
Referandum maratonu sürüyor. Savaşım sertleşiyor: “halkların kardeşliği ve ileri demokratik bir Türkiye için” ulusal demokratik güçlerin eylem ve cephe birliğini örelim.

 


Erdem Toprak

 

 

 

Sitede ara

İletişim

Savasyolu Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13

Duyurular

Bu bölüm boş.