bütün ülkelerin işçileri birleşin
Sayı-2
09.05.2010 13:14
BÜYÜK EKIM DEVRİMİ'NİN 85. YILINDA TKP'NİN SAVAŞ YOLUNDA BİRLEŞELİM
Tahir Silahtaroğlu
Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana on yılı aşkın zaman geçti. Kapitalist batının propagandistleri yüz binlerce insana bu duvarın adını yıllar boyunca utanç duvarı olarak belletmeyi başarmışlardı. Utancın kime ait olduğu bugünlerde ortaya çıkıyor. Uzay araştırması maskesi altında bütün maksadı Sovyetler Birliği topraklarını ve askeri üslerini görüntülemek olan kaç projenin gerçekleştirildiği, Pasifik Okyanusu'nda Sovyet denizaltılarına karşı ehlileştirilmiş yunusların nasıl kullanıldıkları, 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarının yazarı George Orwell gibilerinin nasıl gizli servisler hesabına çalıştırıldıkları artık birer magazin konusu olarak televizyon programlarında, belgesellerde ifşa ediliyor.
Emperyalizmin dünya sosyalist sistemini ve dünya devriminin merkezi Sovyetler Birliği'ni ortadan kaldırmak için başvurduğu araçların içinde en etkili olanları kuskusuz yunuslar veya roketler değildi. İktidardaki komünist partilerinin açık bıraktığı her gediği kullanmaya, her turlu siyasi hatayı veya durağanlığı istismar etmeye azmeden kapitalist dünya, en etkili silahlarını ne acıdır ki ideolojik alanda yarattı. İktidar rehavetinin nelere yol açtığı bir bütün olarak dünya sosyalist sisteminin çözülüşünde görülebilirse de, en çarpıcı ve üzücü deneyim emperyalizmin dinci gericiliği pompalayarak kendisine bağımlı karşı devrimci bir işçi hareketi yaratmayı başardığı Polonya örneği olmuştur.
Lenin'in dediği gibi, yenilen ordular iyi öğrenir. İdeolojik savaşımın önemini küçümsemenin, iktidar rehavetine kapılmanın, işçi sınıfının adım adım depolitize olmasına seyirci kalmanın, emperyalizmle mücadeleyi ekonomik mücadeleye, bu mücadelenin politik söylemini silahsızlanmaya indirgemenin maliyeti son derece ağır olmuştur. Bütün bunlardan gerekli sonuçları ve dersleri çıkarmak her komünistin, her devrimcinin sorumluluğudur.
Kurulduğu günden bu yana dünya komünist hareketinin bir parçası olan ve proletarya enternasyonalizminin tartışılmaz gereği olarak dünya sosyalist sistemini çözüldüğü güne kadar destekleyen TKP'nin kadroları açısından bu muhasebenin özel bir önem taşıdığı gerçektir. Bu, tarihsel bir muhasebe olmanın ötesinde, partinin gırtlağına kadar Gorbaçov'cu ihanete gömülmüş MK'sının kongre toplamaya bile tenezzül (daha doğrusu cesaret) etmeksizin partiyi likidasyona sürüklemesine yol açan sağa kayışın değerlendirilmesi açısından da son derece önemlidir. Ancak, Savaş Yolu olarak bu muhasebeyi yaparken, Türkiye solunda, yazık ki halen etkisini sürdüren yenilgi psikolojisine ve inkarcılığa kapılmaya, yüzyıl önce iflas bayrağını çekmiş devrimci olmayan Marksizm tefsirlerine sarılmaya, kısacası sapla samanı karıştırmaya niyetimiz yok.
Bilinen fıkradır; adamın biri hışımla meyhaneye dalar, sakin sakin içkisini yudumlayan Yahudi'yi sorgu sual etmeden bir yumrukta yere serer. Ağzı burnu kan içinde kalan Yahudi adama bağırır: "-Deli misin nesin kardeşim, ben sana ne yaptım?
-Sen Yahudi değil misin?
-Yahudi'ysem Yahudi'yim ne olmuş?
-Siz İsa'nın çarmıha gerilmesine sebep olmuşsunuz.
-İyi de kardeşim bu iki bin sene önceydi.
Yumruğu atan omzunu silker:
-Olsun ben yeni duydum."
Dünya sosyalist sisteminin çözülmesiyle sonlanan karşı devrimin yarattığı ideolojik sarsıntı, Türkiye sosyalist hareketinde kaçınılmaz olarak bir dizi aceleci çözüm arayışına ve o güne kadar pek de önemsenmeyen teorik faaliyetin yükselen değer halini almasına yol açtı. Kontrollü ve düzeyli bir tartışmaya zemin olabilecek bir merkezin yokluğu koşullarında her şeye rağmen devrimci kadroların bir bölümünün ufkunu genişletmek ve teorik-ideolojik formasyonunu yükseltmek gibi olumlu işlevler de gören bu süreç, hareketin geneli göz önüne alındığında fıkradakine benzer bir psikoloji doğurdu: Her şey tartışılmalıydı, Marks'a dönmek lazımdı, bütün suç Stalin'deydi, kişi kültleştirmesindeydi, kolektivizasyondaydı, aslında kapitalizmin sonuna varılmamıştı, monolitik parti olmazdı, önce birey olmak lazımdı, hem proletarya diktatörlüğüne ne lüzum vardı vb. vb.
Devrimci hareketimizin son on-on beş yıllık dönemini kaplayan bu muhasebe ve tartışma donemi kendine özgü kişilikleri olduğu kadar örgütsel formları ve siyasi söylemleri de yarattı. 12 Eylül öncesinde yüzüne bakılmayan bir takım Marksologlar, "seminer adamları" olarak adlandırılabilecek yeni bir familya oluşturdular ve devrimci harekete yeni katılan genç kadroların hayranlık dolu bakışları altında giderek popülerleştiler. Bir elleriyle 'engin' bilgi birikimlerinden ve 'deneyimlerinden' bahşettiklerini; kadroların devrimci enerjisini ve coşkunluğunu paratoner misali pasifize ederek diğer elleriyle geri aldılar.
Örgütsel alanda yeni deneyimler yaşanırken bir bütün olarak bu doneme legal particilik furyası damgasını vurdu. Parti olmayan partiler, devrimci Marksist (siz Troçkist okuyun) kolektifler, anarşist otonomlar derken şimdilerde SİP'in şirin bir yasal komünist partisi bile kuruldu. Bütün bu deneyimlerin başarısızlığa uğramış olması ve son seçimlerde de (aslında tüm seçimlerde) görüldüğü üzere parlamentoya sosyalizmin bayrağını dikmek için kurulan yasal partilerin hiçbirinin Türkiye sosyalist hareketinin ibresini son on yıldır çakılı olduğu noktadan ileriye sıçratamaması, yine de bunların birer deneyim olarak taşıdıkları önemi küçümsememize neden olmamalıdır. Bu deneyimlerin tümünden ilk elde şu sonuçlar çıkarılabilir:
-Devrimci kadrolar zafere giden zahmetsiz yollar (medya popülaritesi, seçim vs.) arama zihniyetinden uzaklaşmalıdır. Bugün Türkiye komünist hareketinin birinci ve tek gündem maddesi, iğneyle kuyu kazarcasına örgütlenmektir. Başta sendikalar olmak üzere işçi sınıfının iktisadi savaşımdan geçerek politik mücadeleye kazandırılacağı araçlar yeniden değerlendirilmeli, konvansiyonel araç ve taktiklere yapışıp kalmaktansa yeni yollar geliştirilmelidir.
-Devrimci kadroların "teorinin gizemli dünyasına" vakıf olma iddiasındaki kerameti kendinden menkul bir ruhban sınıfına ihtiyacı yoktur. Komünistler bunların ağzından dökülen cevherlere itibar etmektense pratik eylemsizliklerini teshir etmelidirler. -Türkiye ve dünya komünist hareketinin tarihsel deneyimine yönelik her turlu inkarcılık ideolojik olarak mahkum edilmelidir. Başta SBKP olmak üzere sosyalizmi kitapların tozlu sayfalarından çıkarıp ete kemiğe büründüren, bu yolda savaş veren dünya komünist hareketinin onurlu ve şanlı tarihine sonuna kadar sahip çıkılmalıdır.
-Türkiye solunda kimi yapıların yakın tarihli deneyimleriyle açıkça görüldüğü üzere, kitlelere ancak suya sabuna dokunmayan, yumuşak siyasi söylemlerin kullanılması sayesinde ulaşılabileceği fikri tamamen yanlışlanmıştır. Komünistler, kitlelere devrimi ve kurtuluşun mevcut burjuva devletinin tüm zor aygıtlarıyla birlikte yıkılmasında yattığını propaganda etmelidirler.
-Türkiye komünist hareketinin ve işçi sınıfımızın verili örgütlülük koşullarında, parlamenter yolların kullanılması yerine burjuva parlamentarizminin ve devletinin teshiri öne çıkartılmalıdır. Komünistler mücadelenin her evresinde kendi pratiklerine dair yapmak zorunda oldukları muhasebenin ve parlamenter başarısızlıkların devrimci özgüvenlerini zedelemelerine izin vermemelidirler. Savaş yolumuz uzun ve zorludur. Yeter ki dünyayı bir kez de Türkiye'den sarsma azmimizi diri tutalım.
İletişim
Savasyolu
Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL
Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13
savasyolu@gmail.com
Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL
Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13
savasyolu@gmail.com
Duyurular
Bu bölüm boş.