bütün ülkelerin işçileri birleşin
Sayı.7
Bayrağı Yeniden yükseklere Taşımak
Mustafa Suphi yoldaşın, yıllar önceki “imanımız ve nizamımız ile savaşıyoruz” sözü TKP’nin yıllardan bu yana sürdürdüğü onurlu kavgasının kısa bir özetidir.
“İnançla ve disiplinle çalışmak!” Partimizi nice badirelerden, zor ve sıkıntılı yıllardan alnının akıyla çıkartan bu özellik olmuştur. Bugünkü çalışmamız için de bayraklaştıracağımız bu iki söz sanki partimizin bütün şanlı kavgasının savaş yolumuza uzanan sürecidir. Savaş yoluna uzanan bu süreç 12 Eylül’ün ağır terör koşullarından geçen bizleri likidasyonu tersine çevirerek bir yeniden atılım sürecine yükseltme görevini de öncelikle bizlere veriyor. Partimizin tarihinde çok önemli olacak günlerden geçiyoruz. Burjuvazinin anti-komünist, anti-Sovyet ve anti-TKP saldırıları karşısında 25 yıldır gerileyen mevzilerimizi geri doldurmak zorundayız. M. Suphi ve İ. Bilen yoldaşlara değin çizilen parti hattında, bir arı titizliği ve şaşmazlığıyla, örgütümüzü kovan kovan örme günlerindeyiz. Büyük kavgamızda saf tutacak her yoldaş, bir sıra neferi, bir savaş olarak komünist partisinin işleyiş yasallığı doğrultusunda çalışmayı önüne koymalıdır.
Dünkü deneyimiz, Bilen yoldaş önderliğinde başlayan 73 Atılımı, yıllarca süren özverili bir çalışmanın somutlanmasıdır. Bu uzun erimli çalışmaların hasadının hamaratça toplanmasıyla, yetmişli yıllarda partili yoldaşların demokratik kitle örgütlerinde, sendikalarda, gençlik içindeki çalışmaları öyle bir düzeye erişmişti ki; yalnızca TKP üye ve sempatizanlarının değil bütün bir sol-sosyalist hareketin sorumluluğu yüklenilir olmuştu.
İşçi sınıfı hareketinin genelkurmayı olan DİSK içinde, özveriyle çalışan yoldaşlarımızın, dolayısıyla demokratik sınıf ve kitle sendikacılığının güç kazanmasından sonra sendikal örgütlenme nitel ve nicel bakımdan tarihinde görülmemiş ölçüde yükseliş kaydetmiştir.
Emekçi köylülük Köy-Koop çatısı altında örgütlenmiş; örgüt milyonlarca kişiyi temsil eden bir düzeye erişmişti.
O günlere değin varlığından söz etmenin zor olduğu ilerici kadın hareketi yüksek bir örgütlülük düzeyi kazanarak önemli başarılara imza atmıştır.
İşçi sınıfından kopuk ve maceracı bir rotada savrulan gençlik hareketi de yine bu dönemde sağlıklı bir çizgiye kavuştu. İstanbul’da, Eminönü, Kadıköy, Beşiktaş ve Beykoz’da başlayan ilerici gençler hareketi, kısa sürede pek çok yerde işçi ve öğrenci gençliğin ana örgütsel yapısı halini aldı. Yetmişlerin sonlarına yaklaşılırken, kısa sayılabilecek tarihine rağmen, İGD, işçi sınıfının yoğunlaştığı metropoller ve kent merkezlerinden başlayarak vuruşa vuruşa gençlik hareketinin öncü gücü olmuştu.
Partili yoldaşlar, eğitim emekçileri başta olmak üzere, kamu emekçileri içinde, mimar ve mühendis örgütlerinde etkinliklerini yoğunlaştırdıkça, ülkenin tümünde örgütlü olan ve ülkenin tüm sorumluluğunu taşıyabilecek bir yapı ortaya çıkıyordu. Buraya kadar her şey tarihin akışına ve momentin gereklerine uygundu.
Ancak, bu gelişmelerin güllük gülistanlık bir ortamda yaşandığı sanılmasın. Biz var gücümüzle çalışırken burjuvazi de boş durmuyordu. Saldırı iki ana kanaldan yöneltiliyordu. MC hükümetleri ve onun içinde ve güdümünde örgütlenen faşist odaklar ve kontrgerilla başından beri, komünistler üzerinde fiziki terör yolunu tutmuştu. Diğer yandan sözde “sollar” kimileyin faşistlerinkiyle aynılaşan çeşitli düzeylerde karşıtlıklar geliştirmişti. İşçi sınıfının mücadelesine zarar veren ve geniş halk kesimlerini gericiliğin saflarına itecek metotlardan azami ölçüde kaçınmış olsak da sayısız arkadaşımızı bu terör dalgası içinde yitirdik. Böylelikle istemeyerek de olsa şiddet dalgasını, karşımızda geliştirilen biçimlere paralel biçimde karşılamak zorunda bırakıldık.
Böylesi sıcak savaşın ateşi içinde, kavrayamadık. Ancak bugünden bakınca, tohumları o günlerde yeşertilmeye çalışılan likidasyon sürecini kavrayamayışımızın nedenleri daha kolay anlaşılabiliyor. Partimiz dışarıdan, burjuvaziden ve onun siyasi polisinden gelen saldırılardan çok 1979 sonrasında kendisini hissettirmeye başlayan ancak konspirasyon koşularında teşhisini başaramadığımız bir likidasyon süreci sonrasında bu ağır örgütsel hasarı aldı. 70’li yılların başlarında parti sıralarına dolan kimi likidatörlerin, mücadele çetinleştikçe çeşitli biçimlerde ağırlıklarını arttıkları görülüyor. Bunun için tuttukları yollar sayısızdır. En yaygınlıkla izledikleri yöntem, 73 Atılımı öncesinde ve sonrasında partiyi yığınlara taşımış, sendikalarda, demokratik kitle örgütlerinde faaliyet gösteren ve partiye, parti disiplinine canı pahasına bağlı yoldaşları hızla etkisizleştirme, asli çalışma yerlerinden olmayacak gerekçelerle çekerek, talî görevlere vermektir. Bu uygulamaya maruz bırakılan yoldaşlar sudan çıkmış balığa çevrilmekte, yoldaşlar arasında güvensizlik tohumları ekilmektedir. “İşçinin Sesi” hareketinin ortaya çıkışı da bu uğurda gerekçe yapılmış; yapı dışına itilmek istenenlerin “İşçinin Sesi”yle ilişki içinde olduğu iddia edilmiştir. Pek çok örnekte, haksızca suçlanan yoldaşa; “merak etme, biz seni biliyoruz; bu yolla sana yaklaşacak olanları tespit etmeye çalışıyoruz” denmiştir. Bu yoldaşların üzerinde oluşan güvensizlik ortamı ise onları dıştalamak için kullanılmıştır.
1979 Kısmi Senato Seçimleri’nde partinin adayı olan İKD Genel Başkanı B. Beria Onger’in seçim çalışması gerekçe gösterilerek, kentin, seçim sonucuna etki edecek denli büyük, önemli yerleşim birimlerinde sorumlu düzeyde bulunan ve bölgelerinde önemli ölçüde etki sahibi olan pek çok yoldaş, aylar öncesinden bölgeleri dışındaki küçük yerleşimlere kaydırılarak bloke edildiler.
Bu arada da, Atılım döneminde partiyi yükseğe taşıyan yoldaşların etkinliklerinin kırılması için olmazsa olmaz olarak görülen “çifte örgütlenme” dönemi açıldı. Böylelikle bölgelerde çifte sorumlular ortaya çıkıyordu. Bu yeni sorumlular özellikle, partiye pazarlık usulü kapılanan Partizan, GSB, Yenileşme gibi gruplardan seçiliyordu. Bu unsurlar parti içinde hızla sorumlu ve yönetici konuma getirildiler. İlk saldırıda savaş boylarını bırakarak kaçanlar yine bunlar oldular. Daha sonra, Nabi Yağcı’nın TBKP’sinde, Cem Boyner’in YDH’sinde yönetici konumlarda onlar vardı. Bu ekiplerin öne çıkarılması karşısındaki direnişimizde yanılmak isterdik, ancak tarih bizi doğruladı. Komünist olmanın, eşit, adil, özgür bir dünya mücadelesinin “demode” olduğu “yeni” çağda, ağabeyleri Nabi Yağcı gibi onların da TKP gibi kaygıları kalmamıştır. İşten atılan cam işçisi Ahmet’in, çocuğunu işgal ordularının eri olarak uzak memleketlerde ölen köylü Hasan’ın, açlıkla boğuşan emekli Aysel’in vebali bunların boynundadır.
Bu anlayışı ve onun yayıcılarını açıklıkla mahkûm etmek; sağlıklı ve temiz bir yapı kurmamız için zorunludur. Likidasyonun mimarları olan ve Marksizm-Leninizm’i, Bolşevik parti anlayışı çoktan terk etmiş, burjuvazinin ufkuna yürüyenler ise yeniden örgütlenme sürecini tıkama girişimlerinden arınıp köşelerine çekilmelidirler.
Bugün bizlere düşen görev ise, örgütsel yarayı sarmak, belirleyici bir siyasal akım olarak komünizmi ve TKP’yi, likidasyon süreci boyunca çözülen ilişkileri ve yaygınlıkla terk edilen savaş boylarını bekleme kararlılığını gösteren yoldaşlarla savaş yolumuzda yeniden ve kuvvetle yaratmaktır.
Türkiye işçi sınıfına hakkı olan büyük günleri yeniden yaşatmak, ancak Atılım dönemindeki özveri ve kararlılıkla mümkündür. Bizde ise her ikisi de mevcuttur.
İletişim
Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL
Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13
savasyolu@gmail.com