bütün ülkelerin işçileri birleşin
Kad Adı. Ergenekon

NAM-I DİĞER DERİN DEVLET
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın Osmanlı hâkimiyetinde olduğu 1792’den bu yana, çeşitli isim ve biçim değişikliklerine karşın devlet aygıtı içindeki varlığını koruyan ve bugüne değin, hiç yargılanmamış bulunan koca ahtapotumuz “derin devlet”in kollarından yalnızca biri, 216 yıl sonra “Ergenekon Çetesi” adı altındaki operasyonla yargı önüne çıkardı.
Susurluk’taki kamyon kazası ile bir kez daha su yüzüne çıkmış olan Çete’nin yargılanma girişimini elbette ki anlamlı buluyor; bunlardan, katliamcı başı Veli Küçük’ün tetikçilerinin bile yargı önüne çıkarılmakta olmasını olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz.
Ancak, bu “olumlu”luğun varlığı, Kemalist devletin, “derin”liklerini tasfiyesi için yola çıkanların, orta/uzak amacının İslami devletin derin devletinin oluşturulması gayretini görmemize engel olmamalıdır. Yapılmak isteneni anlamak için bu operasyonların hangi gelişmelerin devamı olduğuna bakmalıyız.
Susurluk’tan bu yana tüm çete operasyonlarının içinde/başında bulunan ünlü çete lideri ve katliamcı başı Veli Küçük ile maşaları bütün çetelerle doğrudan ya da dolaylı bağlantılıdır.
Aynı şahsın, bugüne değin devletin bir bütün olarak inkâr ettiği JİTEM’in kuruluşunda da birinci derecede rol oynadığı, JİTEM’de sürdürdüğü eylemleri, devamında Ergenekon’la birleştirdiği görünmektedir.
Yine 1990’lı yıllardan bu yana Kürt illerinde meydana gelen binlerce faili meçhul/kaybetme operasyonunun, köylerin boşaltılmasının, sayısız suikast ve provokasyon için de durum aynıdır.
Bay Ağar’ın “bin operasyon yaptık” diyerek ifşa ettiği eylemlerin de Ergenekon Çetesi ile bağlantısı açıkça ortaya çıkmıştır. “Kurşun atana da kurşun yiyene de” sahip çıkmakla övünen Çiller Çetesi ise bu suçların ortağı oldukları halde halen yakalanıp yargılanmamışlardır.
Kendilerine “Vatansever Kuvvetler” ve “Kuvvacı” diyen emekli asker ve polislerin kurup yönettikleri derneklerin, son dönemlerde ortaya çıkan linç girişimlerinin, Trabzon, Sakarya gibi yerlerde, ırkçı/faşist organizasyonlar ve partilerle, sözde sol partilerin işbirliğiyle gerçekleşen “linç” girişimleri, “şehit cenazeleri”, rejimi savunma ve cumhuriyeti koruma savı ile yapılan gösterilerin organizasyonunda da bu çete liderlerinin rol aldığı görülmektedir.
Gerçekte derin yanıyla sığ yanıyla, yasalara bağlı olan ve yasalardan bağımsız suretleriyle bir tek devlet vardır. Bu yalnızca ülkemizde değil tüm kapitalist ülkelerde öteden beri varolagelmiş bir olgudur.
Tüm kapitalist devletler, ihtiyaçlarına göre büyüyüp küçülebilen bir “derin” yanı her zaman muhafaza etmişler; onları ihtiyaçları temelinde işlevlendirmişlerdir. Bugün, genel yasa kendini bir kez daha göstermiş, devletin deşifre olan bu derin yanının tasfiyesi görünümü altında yeni şartlar/yeni gereksinimler ve yeni güç dengeleri temelinde bir yeniden yapılandırma girişimi sürdürülmektedir.
Kontrgerilla 20. yüzyılın ikinci yarısında, kapitalizmle sosyalizm arasındaki “soğuk savaş” döneminde NATO ülkelerinde iyiden iyiye palazlanan örgütlenmeden, 1974’lere kadar çoğu ülke hükümetlerinin bile haberleri olmadığı anlaşılmıştır. Ülkemizde de ABD tarafından finanse edilen bu organizasyonların varlığı eski başbakanlardan Ecevit ve sonra da Demirel tarafından ikrar ve itiraf edilmişti.
Yeryüzünde, işçi sınıfının iktidara yükseldiği en parlak örnek olan Sovyetler Birliği’nin geçici yenilgisi sonrasında kapitalist-emperyalist sistemin silahlı suç örgütü NATO’ya üye ülkelerdeki kontrgerilla organizasyonları 1990’larda kısmen tasfiye edilirken, Türkiye’de PKK bahanesi ile yapı daha da genişletilmişti. Bir yandan eski ülkücü/faşistlerin başını çektikleri mafya örgütleriyle diğer yandan Hizbullah gibi şeriatçi örgütlerle ittifaklar oluşturuldu.
6-7 Eylül 1955 olayları, üstü örtülmeye devam edilen 1 Mayıs 1977 Katliamı, Kanlı Pazar, Maraş, Çorum, Malatya, Sivas katliamlarındaki açık rolü, varlığı evvelden beri inkâr edilen yapıyı apaçıklaştırmaktadır.
Şimdilerde açığa çıkan Ergenekon’un bu büyük ve derin örgütün küçücük bir parçası, aysbergin su üstündeki yanı olduğu açıktır. Asıl kuvvet, başta silahlı kuvvetler içinde olmak üzere, “sivil” taşeronlarına ya da resmi makamlara yuvanmıştır. Açığa çıka(rıla)nlar yalnızca deşifre olanlardır. Bu büyük örgütün bir küçük parçası olarak ortaya çıkan Ergenekon, asla derin devletin tamamı değildir.
Kontrgerillanın, işlevlendirme zorluğu doğan bir kesimi dışarı itilirken, ana damar ve çete teşkilatının büyük bölümü “bölücü terörle mücadele” gerekçesi ile hala görev başındadır.
Bugün Ergenekon Çetesi olarak sunularak, açık ve derin devletin yeniden yapılandırılmasında dışlamak durumunda kalınanların kimi eylemleri ifşa edilirken, aynı çetenin Fırat’ın ötesindeki eylemleri ve bu eylemlerin failleri ise gizlenilmeye devam edilmektedir.
Onyıllardır sistematik olarak sürdürülen bütün bu operasyonların yalnızca, gözaltına alınan bir avuç insanca planlandığı/örgütlendiği/gerçekleştirildiği elbette ki söylenemez.
AKP iktidarı, devletin sivil ve askeri organlarında kilit noktalarını tutan kontrgerillaların küçük bir bölümünü diziler halinde yargı önüne getirirken, kendi karşıtlarını da etkisizleştirerek saf dışı etmek için yasa ve usûl dışı gerçekleştirdiği gizli dinlemeler ile geçersiz kanıtlar üretme yollarını pervasızca kullanmaktadır. Bütün bunları yaparken bir yandan da önce örgütlendiği tarikat ve cemaatlerin elemanları ile Gülen İmparatorluğu’nun emniyet teşkilatı içindeki uzantılarını kullanarak, kendi silahlı ve silahsız derin devletini pekiştirmektedir.
Tüm bu süreç, siyasal iktidarın, emrinde ve hizmetinde olduğu ABD ve AB emperyalist güçlerinin onay ve talimatları ile yürütülmektedir.
Silahlı kuvvetlerle yapılan gizli sözleşme ile yalnızca onların gözden çıkardığı ve her iki taraf için de sakıncalı hale gelmiş olanların küçük bir bölümünü teşhir edilmektedir. Çetenin en büyük bölümü olan Kürt katliamcıları da görevleri başındadır.
Suç örgütü başı Çillerler, Susurluk canilerinin başı Ağarlar, dokunulmazlıkları bitmiş olduğu halde halen elini kolunu sallayarak toplum içinde gezebilmektedirler.
Derin devletin eski yapısının devamına olanak kalmadığından, eskilerini kısmen tasfiye edip, açık ve derin devletin emperyalist güçlerin isteği doğrultuda yeniden yapılanması eylemidir yapılan.
Bu yeni nizama mümkün olduğunca sessiz sedasız geçilmek isterken, asker kanat, kendi gelenekleri içinde, deşifre olarak tasfiye edilmek zorunda kalanlarını kollamayı da ihmal etmiyor. Örneğin Şemdinli’de katliam sonrası 39’ar yılla mahkûm olmuş katil astsubayı, “tanırım, iyi çocuktur” sözüyle Yargıtay’ı etkileyerek kurtaran Büyükanıt gibi, TSK’nın başındaki Genaral Başbuğ da tutuklu üstsubayları TSK adına ziyaret ettirerek, gelenekten sapmayacağının sinyalini vermiştir.
AKP iktidarının Ergenekon Çetesi’ni tümü le tasfiyesini sağlaması olanaklı olmadığı gibi, bu yönde gerçek bir niyetten bahsetmek de hayalciliktir. Görünen odur ki, bu operasyonla, kendisine Kemalist ulusalcı diyen askeri/sivil güçlerle hesaplaşmak ve laiklik kodu üzerinden muhalefet yürütenleri bertaraf etmeye çalışmakla yetinecektir.
Darbelere ve darbecilere karşı gerçek bir girişime niyet olsa, her şeyden önce ve öte türban için Anayasa değişikliği yapmak yerineni 12 Eylül faşizminin kalkanı olan Anayasa’nın geçici 15. Maddesi kaldırılırdı. TCK 301 maddesinin kaldırılması taleplerini bile 3 yıl oyalayarak, bir cümlelik yapay değişiklikle atlatmakla yetinen, Şemdinli’de sonuna kadar gidilecektir deyip ardı sıra teslim olan AKP iktidarının çete devletini tümü ile tasfiye niyeti yoktur.
AB baskısı ile ilk yıllarda idamın kaldırılması gibi bazı olumlu adımlar atmasına rağmen, yasal planda yapılan olumlu değişiklikler de hep kâğıt üstünde kalmış; böylesi tercih edilmiştir. Buna rağmen sermaye sınıfının yağcıları bu günkü; AKP iktidarını Rönesansçı ilan etmeye devam etmektedirler.
AKP’yi iktidara getiren sermaye güçleri, ona yeniden yapılandırma görevi vermişlerdi. AKP bu rolünü sürdürmeye devam ediyor. Bu türden bir varoluşun kapsamı yalnızca Türkiye coğrafyası ile sınırlı olmayıp Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslar’a yönelik operasyonları da içeren ABD ve AB emperyalistlerinin taşeronluk görevini de içermektedir. Bundandır ki; yeni derin oluşum Kemalist ilkeler yerine Osmanlıcı ve İslamcı motifleri taşıyacaktır.
AKP takiyeci tutumu ile bir takım yasalarda değişiklik yaparken başta işçi sınıfımız olmak üzere tüm emekçi halkın 200 yıllık mücadeleleri ile elde ettiği kazanımları bir bir gasp etmektedir. Bunu yeni iş yasası, SSGSS yasası, yerel yönetimler yasası, sağlık, eğitim yasaları gibi reform adı altında yapmaktadır.
Çağın gereği olan tüm özgürlükleri tanımlarcasına, kadını daha köleleştirici başörtüsü “özgürlüğü” bir gecede Anayasa değişikliğiyle sağlanabiliyorken, faşizm döneminin başta Sendikalar Kanunu, toplu iş sözleşmesi kanunuları ve Türkiye Komünist Partisi’ni yasaklayan Siyasal Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu gibi daha yüzlerce faşizm ürünü yasaları korumakta ve kullanmakta olanların burjuva demokrasisinden dahi söz etmeye hakları olamaz. Egemen güçler arasındaki iktidar savaşı, emperyalist güçlerden bağımsız değildir. Bu çatışma Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun demokratik çözümü, gerçek laiklik, halk için kalıcı/yapısal ekonomik kazanımlar gündemlerinden azade bir çatışmadır.
Emek, barış ve demokrasi düşmanı güçler bu iktidar kavgasını, her an işçi sınıfı ve emekçi halka karşı daha da açık bir kampanyaya dönüşebilir. Bu gelişme her an işçi sınıfımız ve emekçi halkımıza büyük tuzaklara düşürebilir.
Ancak ABD ve AB emperyalizminin Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslar’daki taşeronu AKP iktidarı artık eskisi kadar rahat ve güvende değil.
Kendisini laik ve sözde demokratik Türkiye’nin bekçisi ilan eden Baykal-CHP yapay muhalefeti de AKP’den daha az tehlikeli değil. CHP bir yandan TCK’nın 301. maddesi savunmanlığını yaparken öte yandan oybirliği ön koşulu ile Anayasa değişikliğine bile karşı çıkarak, Anayasa’nın geçici 15 maddesinin kaldırılmasına bile karşı tutum alarak 12 Eylül’ü ve 12 Eylül Anayasası’nı savunma konumuna gelmiştir.
Ergenekon darbecileri katliamcıları, bombacıları içerisinde eski ordu komutanları, kontrgerillacılar, JİTEMciler yanında solcu ve sosyalist geçicinen kişi ve parti yöneticileri, eski ülkücü/faşistler ve gazeteciler, TV kanalı yöneticilerinin, akademisyen ve üniversite yöneticilerinin bir araya getirilmiş olması kamuoyu önünde AKP’nin işini kolaylaştırmaktadır.
Öte yandan kapatılması davası ve kararı onu, yeniden mağdurluğa ve demokrasi yanlısı rolü oynamaya götürmekte ve AKP bu kozu elden bırakmak istememektedir.
Ergenekon davasında sanık avukatlığına soyunan Baykal’a karşı Erdoğan Ergenekon savcılığına soyunarak puan toplamayı seçmiştir.
Oysa bu davada ne Kanlı 1 Mayıs 1977 Katliamı, ne Çuval Cinayetleri, 16 Mart Katliamı ne Bahçelievler Katliamı ne İpekçi Cinayeti, ne Kemal Türkler Cinayeti ne Yurdakul Cinayeti ne Kahramanmaraş Katliamı ne 12 Eylül faşizmi süresince işlenen cinayetler, ne cezaevleri, ne işkenceler, ne 650.000 kişinin derin ve açık devletçe gözaltına alıp tutuklanmalarına değinilmemektedir.
Elbette ki sınıf penceresinden baktığımızda, darbeci statükocu ahtapot cephesini bir kolunun bile koparılması demokrasi güçlerinin yararınadır. Ancak buradan hareketle, emek düşmanı sermayenin ve emperyalistlerin taşeronu AKP cephesine destek verdiğimiz anlamını da çıkarılmamalıdır. Tüm bu çeteler ve emek düşmanı şeriat özlemcilerine karşı işçi sınıfı ve emekçi halk ile onların dostlarının öreceği bir demokrasi cephesi oluşturarak bu kayıkçı kavgalarına karşı gerçek bir demokratikleşmenin yolunu açabiliriz.
Bu demokrasi cephesi her türlü darbecilere, çetelere ve onların örgütlenmelerine, din ve inanç sömürgenlerine, demokrasi gerçek laiklik ve emek düşmanlarına, savaş ekonomisine, Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümüne karşı olanları bertaraf edecek bir savaşım cephesi olmalıdır.
Ancak, günümüzde yaşamsal hale gelen bu ihtiyaç, “Çatı Partisi” ile karşılanamaz. Bu demokrasi cephesi yalnızca bazı partilerin yanyana gelmesi ile değil, başta işçi sınıfımız olmak üzere nüfusun çoğunluğunu oluşturan emeğiyle geçinenler her boydan temsilini sağlayan sendikal/toplumsal örgütleri kapsarsa kitlesel bir gerçek muhalefet cehpesi oluşabilir.
Tüm demokrasi güçlerine, geçmişte yaptığımız Ulusal Demokratik Cephe(UDC) çağrısının güncel şartlara uyarlayarak yeni ve daha da büyük bir “demokrasi cephesini” örmeye çağırıyoruz.
Kemal Hamzaoğlu
İletişim
Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL
Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13
savasyolu@gmail.com