bütün ülkelerin işçileri birleşin
Nazım Hikmet Aramızda

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...
Salt TKP üyesi, yöneticisi ve işçi sınıfının, emekçi halkların sesi ve şiiri olduğu için Nazım Hikmet yıllarca cezaevlerinde kalmış, katledilmekten kurtulmak için tapasıya sevdiği yurdunu, ailesini, yoldaşlarında bırakmak; Sovyetler Birliği'ne sığınmak zorunda kalmış; orada ve peşi sıra bulunduğu diğer ülkelerde de yine yoldaşları onu bağrına basmıştı.
25 Temmuz 1951 tarihinde Menderes hükümeti Nazım Hikmet'i vatandaşlıktan çıkarmıştı. AKP iktidar çok gecikmiş olarak Nazım'ın ölüm yıldönümü olan 3 Haziran'da değil, vatandaşlıktan çıkarılma tarihinin yıldönümünde değil; iktidarının 6. Yılında, 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri'ne 3 ay kala; birbiri ardınca gelen, Kürtçe TV yayını, Alevilerle iftar yemeği TRT'nin bir cemevinden yaptığı yayından hemen sonra Nazım Hikmet'e şeklen uzaklaştırıldığı vatandaşlığı iade ederek Nazım'dan özür diliyordu.
Esasen, Bakanlar Kurulu'nun, Nazım Hikmet'i Türk vatandaşlığından çıkarılmasını düzenleyen kararnameyi iptalinden çok önce Cemil Çiçek: "1981 yılından beri karar verilmiş, vatandaşlıktan çıkarılmasının gerektiren yasa maddeleri mevzuattan çıkarılmış; 25.07.1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararı hükümsüz hale gelmiştir" diyerek Nazım'ın vatandaşlığının kabulü zorunlu hale geldiğini ikrar ediyordu. Açıklama, böylesi hukuki bir formda yapılarak, "Nazım'ın edebi kimliğinin keşfi" yahut "Nazım ve yoldaşlarının politik düşüncelerine tahammül"den yana hiçbir ifadeyi içermiyordu.
Öte yandan sözünü ettiği, Cunta'nın 13.02.1981 gün ve 2383 sayılı yasası, Nazım'ın vatandaşlıktan çıkarılması kararını kaldırmaktan çok ağırlaştırmış; Nazım şiirlerini, kitaplarını evinde bulunduranlar tutuklanmış, şiirleri ders kitaplarından çıkarılmıştır.
Nazım'dan, vatandaşlığını iade ederek özür dilemeye yeltenen aynı iktidar, bu özrün bir benzerini yasal bir sol dergi sattığı için tutuklayıp cezaevinde öldürdüğü Engin Ceber'den de bakan ağzından dilemişti. Bu özrün amacı da açık, yetersiz ama yine de anlamlı.
Yalnızca büyük komünist ozan Nazım Hikmet'ten değil, onun ölünceye kadar üyesi ve yöneticisi olduğu, 10 Eylül 1920'de Baku'de vücut bulan Türkiye Komünist Partisi'nin Kurucu Başkanı Mustafa Suphi, Genel Sekreteri Ethem Nejat ve ulusal kurtuluş savaşına davet edip sonrasında Karadeniz de vahşice katledilen diğer 13 yoldaşından da, yetmiş beş yıl boyunca acımasız işkencelerden geçirdiği, zindanlarda çürüttüğü, katlettiği tüm komünistlerden de özür dilemelidir. Nazım da yaşıyor olsa önce bunu isterdi.
Tüm bu katliamları yapanlar ve yaptıranların, gıyaplarında da olsa yargılanıp mahkum edilmeleri sonuç alana değin yineleyeceğimiz temel bir talebimizdir.
AKP iktidari, JİTEM'e dokunmaz, Susurluk'a dokunmaz, işçi sınıfı ve emekçi halkı ezip katleden 12 Eylül Cuntası'ndan hesap sormaz, 16 kez değiştirilen 12 Eylül Anayasası'nın geçici 15 maddesini kaldırıp, darbecileri yargılamazken, darbe ortamı yaratarak mevcut iktidarı devireceklerini savladığı ve Ergenekon adını verdiği grup içinde, yalnızca öteden beri deşifre olmuş bir kesimi yargılarken her soydan muhaliflerini de aynı kazanda atma yolunu seçmişse inandırıcı olmaz/olamaz.
Şemdinli'de olduğu gibi, "sonuna kadar gidilecektir" derken, "tanırım iyi çocuktur" diyen General'in buyruğuyla çark edilişi gibi, Ergenekon'da da, birilerinin "tanırız iyi orgenerallerdir" demesiyle benzer bir tutum alması kuvvetle muhtemel AKP'nin vereceği vatandaşlığa ihtiyacı yoktur Nazım'ın.
Türkiye'nin, yalnızca Ulusal Kurtuluş Savaşı'na para, mühimmat ve silah yardımı yaptığı, yurttaşları bizatihi savaştığı, savaş sonrası imar hareketine destek olduğu için değil, Türk dilinin en büyük şiairi Nazım Hikmet'i bağrına bastığı ve abideleştirdiği için de Sovyetler Birliği'ne teşekkür borcu vardır.
O'nun mezarının devrimini gerçekleştirmemiş bugünkü Türkiye'ye nakli ne elzem ne de anlamlıdır. Kaldı ki, beş yıldan kısa süre önce bronz döküm bir örneği Esenyurt'ta açılan Nazım Hikmet anıtı, sürgün edildikten bir süre yerel yöneticilerle işbirliği içinde yapıldığı açık bir provokasyonla kaybedildi. Nazım'ın heykeline bile tahammül edemeyip yok eden AKP iktidarı, Nazım'ın mezarının nakline girişse dahi, kurşunlanan, tahrip edilen sayılan yoldaşımızın mezarının akıbetine uğramaktan korumaz.
Nazım'ı vatandaşlıktan çıkarırken vatan haini ilan etmiş; ertesi gün Nazım'ın büyük boy posterini gazete eki olarak dağıtıp, "bu fotoğraf hainin yüzüne tükürmeniz için" diyenler, bugün, belki o günkünden de örgütlü olsalar bile, her sabah aynaya tükürmek ödevinden azad değildirler.
Onun partisi, gerçek TKP üzerindeki yasağı, siyasi partiler yasası, seçim yasası gibi mevzuatlarla sürdürenleri, bu yasakları sürdükmekte direndikleri her gün, samimiyetsiz özürlerini reddetip gerçek "vatan hainliği"ne devam etmektedirler!
AVUKAT RASİM ÖZ
İletişim
Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL
Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13
savasyolu@gmail.com
