bütün ülkelerin işçileri birleşin
"TRT-ŞEŞ BİXERBE?" (doğrusu "liserxerebe")

TRT-6 HAYIRLI OLSUN MU?
" Binyıllardır yerleşik olduğu topraklarda, yerleşkelerinin adı yasak olan, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın asli unsuru olmalarına karşın, savaş sonunda oluşan devlet aygıtınca dili, kültürü kendisini yoksayılıp yasaklanan Anadolulu Kürt halkının varlığını kabulün yeni bir aşaması olma iddiasıyla, yerel seçimlerde dü şeş atma muradını yansıttığı da muhakkak olan TRT ŞEŞ TV yayını başlıyor.
AKP'nin bu yeni hamlesi çoğu insanımızı şaşırtıyor, tartışılıyor, sorgulanıyor ve nihayetinde birbirinden oldukça farklı tepkiler ortaya çıkıyor. MHP ve CHP'nin savladığı gibi, Kürtçe yayın yapılınca ülke bölünmemiş; kıyamette kopmamıştır. Tıpkı TCK'nın 141-142. maddelerinin kalktığı "o kış komünizmin gelmediği" gibi.
Kürt dili üzerindeki 85 yıllık yasak başta TBMM'de olmak üzere, seçim yasası ve siyasi partiler yasasından başlayıp neredeyse tüm hukuki altyapıyı sarmalarcasına varlığını korur ve durum tartışmaya açılmaksızın, devletin resmi televizyonunda haftanın 7 günü 24 saat Kürtçe yayına yapılmaya başlanması şaşırtıcı olduğu kadar çelişkili bir tutumdur.
Türkiye'de siyasi iktidarlar daha önce de oy uğruna Kürt halkının sorunları ve istemleri hakkında Diyarbakır'da farklı Ankara'da farklı söylemlerle Kürt halkını kandırma girişimlerinde bulunmuşlardır. Demirel'in "Kürt realitesini kabul"ünden sonra, Mesut Yılmaz "AB'nin yolunun Diyarbakır'dan geçtiği"ni açıklamış, aynı kente ayak basan bir başka başbakan olan Erdoğan da benzer bir üslupla "Kürt sorununun Türkiye'nin/Türklerin sorunu" olduğunu teslim etmiştir. Her iç ismin, başbakanlık görevini sürdürmek dışında bir diğer benzerlikleri de Ankara'ya dönüşlerine mütehakip çark edişleri ve savaş konseptine ikrar etmekte ikircimsiz davranmalarıdır.
Yalnızca onlar değil daha 1992 Nisan'ında Turgut Özal, prostat kanserinin tedavisi için ABD'ye giderken havaalanında basına "TRT GAP'ta Kürtçe yayın yapması gerektiği"ni söylemesi üzerine büyük bir gürültü kopmuşsa da arkası gelmemişti.
Kürt dili ve alfabesine ilişkin tartışmanın kökleri oldukça eskidir. Erken sayılabilecek bir tarihte, 1903 yılında, İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinden Abdullah Cevdet, Kürtçe'nin Latin harfleri ile yazılmasını önermiş; bugün de Türkiyeli Kürtlerce yaygınlıkla kullanılan ve Latin harflerini esas alarak oluşturulan 33 harflik alfabe, 1933 yılında Şam'a sürgün giden Celaleddin Bedirxan tarafından ortaya çıkarılmıştır.
12 Eylül faşizminden alınan güç ve onun Anayasasına referansla yaratılan 2932 sayılı yasa ile Türkiye'de Kürtçe'ye yasak getirilmiş; Kürt ulusunun varolmadığı, karda yürürken çıkan kart-kurt seslerinden esinle bu "Dağ Türkleri"nin kendilerine Kürt dediği Cunta'nın başı Evren ve yandaşlarınca savunulagelmiştir.
Yasa, 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlükten kaldırılmış olsa da gerçekte bu yasak çeşitli alanlarda hep süregelmiştir. TRT-6 Kürtçe yayın yapıyorken, Yüksek Seçim Kurulu Kürtçe seçim propagandasını yasaklamaya devam ediyor.
Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Siirt gibi yörelerdeki 3.524 köyden 2.842'sinin adlarının 12 Eylül faşizmince değiştirildiği, rakamın 1923'ten bu yana toplamda 44.609'u bulduğu bilinirken, tüm resmi kayıtların, yaratılmış bu Türkçe adlarla tutulması uygulamasına devam ediyor.
Şanlıurfa'nın Suruç Belediye Meclisi'nce 50'yi aşkın sokağa verilen, Zana (Bilen), Zozan (Yayla), Rojin (Güneş), Şilan (Şölen), Şirvan (Halay), Servan (Yiğit), Sara (Soğuk), Baran (Yağmur) gibi sokak adlarını kaymakamlık ve idare mahkemesi reddetmiştir.
Genelkurmay Başkanlığı'nın, Haziran 2008'de askeri kurumlara gönderdiği bir genelge ile "Q" "W" "X" gibi "yabancı" harfleri içeren kelimelerin kullanılması üstündeki yasağın devam ettiği anlaşılıyor. (Ne ilginçtir ki, Türkçe'de de "Q" harfine karşılık gelen seslerin "K" harfini kullanarak yazıya aktarılmasına ilişkin bir tartışma da uzun zamandır sürmektedir.)
Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin, Türkçe bilmeyen yakınlarıyla anadillerinde sözlü ve yazılı iletişim kurmaları üzerindeki yasak halen devam ediyor.
Diyarbakır'a bağlı belediyelerde Kürtçe ve Türkçe bastırılan bez afişler, içeriğinden bağımsız olarak suç sayılmaya devam ediyor.
Gaziantep'te minübüs şoförü Kürtçe şarkı çaldığı için ceza alıyor.
Van 100. Yıl Üniversitesi'ndeki şenlikte Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çektikleri için okuldan atılan öğrencileri okula geri almamak konusundaki ısrar sürüyor.
Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, "çok dilli belediyecilik" projesini Avrupa Sosyal Forumu'na sunduğu için görevden alınmış ve halen görevine iade edilmiş değildir.
Yazımızın başlığındaki gibi, Erdoğan Kürtçe "TRT-6 hayırlı olsun" dediğinde alkışlanırken, anadili Kürtçe olan eski milletvekili Mahmut Alınak, Türkçe bilmeyenlerin de bulunduğu bir topluluğu, hiçbir suç unsuru teşkil etmeyen sözlerle Kürtçe selamladığı için halen yargılanıyor.
Türkiye sathında gerek devlet okullarında ve gerekse her düzeydeki özel okullarda başta İngilizce, Almanca ve Fransızca olmak üzere 33 dilde eğitim yapılır ve "Anadolu'da yerel olarak konuşulmayanları" her yerde özgürce konuşulurken; Kürtçe'nin konuşulduğu asli coğrafyada süregelen yasak, TRT-6'in gerçek bir açılımın parçası olmayan, esasta palyatif bir hareket olduğu değerlendirilmesini haklı kılıyor. Buna karşılık, iktidarla önemli ölçüde uzlaşmış görünen militarizm de TRT-6 konusunda suskunluğunu sürdürmektedir.
Siz, dünyadaki 25 dilde eğitim-öğretim-yayın yapacaksınız ama pek çok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha bir kitleyi teşkil eden ve her fırsatta neredeyse 1000 yıldır içiçe yaşamakla övündüğünüz Kürtleri ve dilllerini yok sayıp, Parlamento'da sizi Kürtçe selamlayan parlamenterinizin konuştuğu lisanı, zabıtlarınıza "bilinmeyen dil" diye geçirirseniz, tavrınızdaki samimiyet oldukça şüpheli bir hal alır.
Çelişkiniz bu kadarla da bitmiyor; "muhatap biz değil aşiret reisidir" derken kastettiğiniz "reis"lerden, ABD'ce Irak Devlet Başkanı ilan edilen Talabani ve Irak Kürdistanı Başkanı Barzani ile Kürtçe iletişim kurarken, Türkiye Kürtleri'nin tamamını terörist ilan edip dilini ve kültürünü yasaklar, bu yasaklar devam ediyorken bir devlet kanalı ile "Kürtçe'yi özgür kıldık" derseniz inandırıcılığınız sorgulanır.
Bu ülkede yaşayan halkların parlamentosu/hükümeti/yargısı olduğunuzu iddiaya devam ediyorsanız, Türkiye Kürtleri de içinde, onlarca etnik kökenden gelen onmilyonlardan aldığınız vergilerle, faşizmin anayasasına koyduğunuz bir hüküm "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes Türk'tür" diyerek, tüm yurttaşları bir çırpıda Türklüğe "terfi ettirebilir" misiniz, ettirebildiniz mi?
TRT-6'in Kürt halkının sahte sesi kılınması çabası devrimden çok, iktirın stratejisindeki bir evrim sayılmalıdır. Oysa ki, milyonlarca insanın bütün temel haklarının tanınıp gerçek anlamda yaşama geçilmesi ve uygulanması evrensel hukuk kurallarının gereği ve zorunluluktur. Sermaye sınıfının sahte demokrasisi 85 yıl boyunca ülkesindeki milyonlarca insanı, onların dilini, anadilde eğitim hakkını, kültürünü yok saymıştır. Oysa burjuva demokratik ülkelerde bile, yalnızca ülkenin tarihsel bileşenlerinin tamamının dilinde TV ve radyo yayını ile kendi dilinde eğitimin verilmesi güvenceye alınmakla yetinilmemiş; ülkede geçici olarak bulunan toplulukların ve göçmenlerin bile dillerini/kültürlerini yaşatmalarına olanak verecek TV/radyo yayınları vb. faaliyetler resmi otoritelerce desteklenmektedir. Emperyalist Batılı metropoller dışında kalan İran gibi Irak gibi ülkelerde bile çeşitli dillerde yayın yapılabilmektedir.
1991'de, yaklaşık 2000 Türkiyeli'nin bulunduğu Stockholm'de(İsveç), burada Türkçe yayın yapan radyoya konuk oluşumdan 18 yıl sonra, ülkemde bu olanağın bir benzerini görememek üzüntü verici.
Doğrudan politik yanı dışında kalan ve uzmanlarınca çalışma gerektiren kimi başlıklar da tartışmanın dışında tutulmaktadır. Örneğin Kürtçe'nin farklı lehçeleri içinde, Türkiye'de en yaygın konuşulduğu düşünülen Kurmanci lehçesi dışında kalanların durumu ne olacaktır? Ayrıca TRT-6, yayınlarında kullandığı/kullanacağı Kürtçe'nin gramatik altyapısı hakkında bir çalışma yapmış mıdır, yanlış kullanımın dilde yaratacağı tahribat/deformasyon hakkında bir öngörüye sahip midir?
Tıpkı TKP'nin 10 Eylül 1920'deki kuruluşunun ardından, "komünist partisi gerekiyorsa onu da biz kurarız" diyerek resmi TKP kurulduğu gibi Kürtçe yayın yalnızca devlet tekelinde bırakılmış, Türkçe yayın yapan yüzlerce özel kanal varken, tam zamanlı Kürtçe özel yayına olanak verilmemiştir. Kürt dilinde yayın eğitim ve kültürü için acilen yasal hukuki bir düzenleme yapılarak Kürt vatandaşlarını da bu konuda olsun eşitliğe kavuşturması evrensel insan haklarının ve Lozan Antlaşması'nın 39. Maddesinin bir gereğidir.
Bugün görev, yasal altyapısı oluşturulmadan, mevzuatta gerekli değişiklikler yapılmaksızın yerel seçimler öncesi ortaya çıkan bu durumu kazanıma çevirmek; TRT-6'in varlığını yasal zeminde de geri dönülmez kılmak, İttihat ve Terakki'nin formülasyonuna sadık kalınarak her gün yeniden üretilen etnik ayrımcılık zeminini aşındırmaktır. BBC 33 "yabancı" dilde yayın yaparken TRT'nin de başta Anadolulu topluluklar olmak üzere çokdilli yayınını başta, bu nedenle desteklemek gerekir.
Aksi halde, güvenceden yoksun yayın olumlu olsa da geri çekilebilir/askıya alınabilir/ertelenebilir/ortadan kaldırılabilir. Uygulamada,kolaylıkla siyasi iktidarın arzusuna göre şekil alabilir, kullanabilinir. Temel insan hakları kişilerin ve/veya siyasi iktidarların insiyatifine bırakılamaz, siyasi iktidarı da bağlayıcı yasal düzenleme yapılması zorunluluktur.
31 Aralık 2008 günkü resmi gazetede yayınlanan "Ulusal Program"da "Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve Lehçelerde yapılacak radyo ve televizyon yayınları hakkında 2010 yılında yayınlanacak yönetmelik" de bunu zorunlu kılmaktadır. Ancak o zaman "ana dil ana sütü gibi helal" olacaktır.
--
Av. Rasim ÖZ
İletişim
Bin bir direk Mahallesi Divan Yolu Caddesi No: 19 Kat: 1 Daire 12-13 Savaş Yolu Dergisi Kat:2 Daire:16 IgD (ilerici Gençler Derneği) Sultanahmet-Eminönü - İSTANBUL
Tel: 0212 516 06 12
Faks: 0212 516 06 13
savasyolu@gmail.com